SAYI 50 / EYLÜL 2006

 

KKTC'DEKI HUKUMET KRIZINI ANLAMAYA CALISMAK…

 

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

 

 

Gectigimiz gunlerde KKTC'de hukumet krizi yasandi. Partilerinden istifa eden milletvekilleri, mevcut hukumetin istifasıni sunmasina neden oldu. Ve bu gelisme, bazi haber ve yorumlarda Ankara merkezli olarak degerlendirildi.

 

Yazilarimi takip edenler, Turkiye'de, ic politikanın, hic bu kadar dis politika uzerinden yapilmadigini ve dis politkanin ic politikada bu kadar cok kullanilmadigini yazdigimi bilirler. Somut olaylar, bizi boyle bir degerlendirmeye goturuyor. KKTC'deki son gelismeleri de, bu balgamda ortaya cikmis somut olaylardan biri olarak gormek mumkundur.

 

Mevcut siyasal iktidarin, yaklasan Cumhurbaskani seciminin ve genel secimlerin etkisinde strese girdigi, Erdogan'in son beyan ve tutumlarindan bazilarinin bunu yansittigi soylenebilir. Esasen, ilk bir-iki yildan sonraki surecin siyasal iktidarlari yiprattigi ve Turkiye'de secimlerin genelde olagan zamaninda yapilamamasinin (erkene alinmasinin) nedeninin bu oldugu dusunulurse, mevcut siyasal iktidarin kaybetme telasi icinde, hem itici ve olumsuz bir tavir sergilemesi, hem de yeniden kazanmak icin bir takim tertiplerin icine girmesi, beklenen bir seydir. Bu yazinin konusu itibariyla, isin bu ikinci bolum onemlidir. Yani, secimi kazanmak icin girisilen tertiplerin dis politika konuları uzerine bina edilmis olmasidir.

 

Gerek Cumhurbaskani seciminin, gerekse genel secimlerin, mevcut siyasal iktidarin gecmis icraatlarini tarismaya acmasi kacinilmazdir. AKP, gecen iktdar suresi icinde ne yapmissa, bu secimlerde onlerine konulacaktir. Onlerine konulacak en onemli konulardan biri de, dogal olarak, Kibris olacaktir.

 

1974'de basarili bir cikartma ile ve sehitlerin ve gazilerin kanları ile, elde edilen Kıbrıs'taki bugunku mevzi, AKP iktidarı ile kaybolma noktasina gelmistir. Kibris konusunda kamuoyuna yapılan aciklamalarda farkli bir tablo cizilse de, gercekler tam aksini soylemektedir. Annan Belgesi, egemen ve bagimsiz bir Turk devleti olan KKTC'ye son vermektedir. Bu belge eger Rumlar tarafindan da kabul edilmis olsaydi, bugün ortada KKTC diye bir devlet olmayacakti. Denilebilir ki, ama bugun KKTC vardir! Dogru ancak, Annan Belgesinin Kıbrıs Turkleri tarafından kabul edilmesi nedeniyle, Kibris konusunda bundan sonra yapilacak butun muzakerelerde, muzakare zemini olarak KKTC'nin ve Turkiye'nin onune bu belge konulacaktir. Cunku soz konusu belgenin Turk tarafinca kabulu, Kibris konusunda elde edilmis onceki butun kazanimlardan vazgecildigi anlamina gelmektedir.

 

Bu belgenin kabulunu saglayan da bizzat AKP iktidaridir. AKP, AB ve CTP merkezli yerel siyasal unsurlarla isbirligi yaparak Kibris Turk halkinin Annan Belgesine evet demesini saglamistir. Dolayisiyla, geriye gidisin asil sorumlusudur.

 

Dun Annan Belgesinin kabul gormesi icin caba sarf eden ve AB'ye tam uye olmak icin AB'den Kibris konusunda gelen her istege evet diyen AKP, simdilerde, Rum Yonetimini ve AB'yi karisina almis ve bunlara yonelik sert aciklamalarda bulunuyor gozukmektedir. Bu celiski ve fark, iyi gorulmeldir. Madem, bu noktaya gelinecekti, nicin daha once o tavizler verildi diye sormak gerekir. Bunu sormak, ancak AKP ile ilgili deneyimler nedeniyle, verecekleri cevaba da itibar etmemek gerekir. Soruyu, sirf Turk halkinin olaylarin farkinda oldugunu ihsas etmek icin sormakta yarar vardir. Yoksa, ne bu iktdarin degistigine, ne de yalnisi gorup geri donus yaptigina inanilabilir. Mevcut siyasal iktidar, yaklasan secimlerin etkisinde hareket etmektedir. Secimler bitince onceki yaklasimlarina avdet edeceklerdir. Bundan suphe duyulmamalidir.

Bu giristen sonra gelelim asil konuya… Hatirlanacagi uzere, gectigimiz gunlerde Istanbul'da yapilan Formula-1 pist yarislarinda birinci olan sporcuya, kupasini KKTC Cumhurbaskani Talat vermisti. Bu isi de, KKTC'nin taninmasina katki baglaminda , TOBB Baskani Rifat Hisarciklioglu organize etmisti. Bana gore KKTC'deki son gelismelere buradan baslamak uygun olacaktir. Rifat Hisracikoglu'nun, AKP ile, basinda bulundugu TOBB'nin sistem icindeki yerinin ve islevinin otesinde, yakin bir goruntu vermesi dikkati cekmektedir. Gectigimiz gunlerde bir haftaya yakın bir sure devam eden, yuregimizi yaralayan ve su atacak helikopter sikintisi cekildigi icin uzun surdugu ifade edilen orman yanginlarini izlerken, TOBB'nin, Basbakan'a hediye ettigi helikopter aklima geldi! TOBB Başkanı olarak Hisarciklioğlu'nun tasarruflarinin genelde AKP'ye destek goruntusu vermesi, Talat'a kupa verdirme olayinin da acaba AKP'ye nasil bir destek anlamina gelecegini dusunmemize neden olmustur.

 

KKTC'yi tanitma isi burada kalmadi. Arkasindan Talat'in Pakistan ziyaretinin KKTC'nin taninmasi amacina yonelik bir ziyaret oldugu heberleri medyada yer aldi. Bu ziyaret gerceklesti, fakat beklenen tanima olmadi.

 

Disarida bu gelismeler olurken, KKTC Yönetiminde de Oğul (Serdar) Denktas'in tasfiyesi süreci baslamisti…

 

Soyle durup bir dusunelim, acaba KKTC, Turkiye disinda Pakistan tarafindan da taninmis olsaydi, bu, ic politikada nasil bir etkiye yol acardi ve Dogu Akdeniz'deki dengeler bundan nasil etkilenirdi…

 

Tanima olayi sonrasinda, Turkiye'de AKP iktidari, KKTC'de ise CTP iktidari, gorunur gelecek itibariyla iktidarlarini surdururlerdi. AKP, bu gelisme sayesinde, hem Cumhurbaskani secimine, hem de genel secimlere cok ciddi bir avantaj ile girmis olurdu ve muhtemelen de istedigini elde ederdi. CTP ise, Rauf Denktas'ın omrunu adadigi, ugruna evlatlarini yitirdigi, bir ideali gerceklestirmis olurdu ve bu da CTP'ye uzun iktidar yillari olarak yansirdi. KKTC'deki son hukumet degisikliginin arkasinda Ankara'nin oldugunun ileri surulmesininin nedenini bu noktada gormek mumkundur.

 

Bu surec icinde Ogul Denktas'in hukumetten tasfiyesi, hem Kıbrıs Turk tarihinden Denktas ismini golgede birakarak silme dusuncesi ile, hem de CTP'nin tek basina ve uzunca bir sure KKTC'de iktidar olmasini saglama dusuncesi ile aciklanabilir.

 

Peki, AKP'nin ve CTP'nin birlikte kotarmayi dusundugu, ancak akim kalan bu senaryonun dis baglantisi yok mudur? Elbette ki, olacaktir. Bu acidan, gectigimiz haftalarda Fransa'nin Guney Kibris Yonetimi ile askeri acidan yakinlasarak adaya yerlesme girisimlerini hatirlamak gerekir. Bu, AB'nin bir butun olarak, fiilen de adayı kontrol etme imkanini verecek, en azindan bunu kolaylastiracak bir gelismedir. Bu noktada sunu gormek gerekir: AB, adaya ne kadar yerlesirse, İngiltere ve ABD de o kadar adadan cekilmek zorunda kalacaktir. KKTC'nin taninma sorununu geride birakmasi, AB'yi engelleyecek ve İngiltere ile ABD'nin soz konusu endisesini azaltacaktir. Burada, madem bu kadar onemli, KKTC'yi niye Ingiltere ve ABD dogrudan kendileri tanimiyor sorusu sorulabilir. Bu soruyu, oncelikle mevcut siyasal iktidara tevcih etmek gerekir. Ancak, hemen biz cevap verelim, bu isi ABD'nin ve İngiltere'nin kendisinin yapmasi, cikarlarina uygun dusmez. Ellerindeki, hem havuç, hem de sopa olarak kullanılabilen bir avantaj kaybolur. ABD ve İngiltere'nin, KKTC ve Turkiye ile olan iliskilerinin seyrine bagli olarak, iki yonlu kullanilabilecekleri boyle bir avantaji hemen ellerinde cikarmak istemeleri dusunulemez.

 

Fransa'nin adaya gelmesi, ABD'nin ve İngiltere'nin Dogu Akdeniz'deki konumlarini olumsuz etkileyecektir. Dogu Akdeniz, Lubnan ve Suriye'nin, bu iki ulke de Irak ve Iran'in kontrolu ve Israil-Filsitin anlasmazligi acisindan onemlidir. Bunlarin anlami, Lubnan'daki son gelismelerin, biraz da adadaki Fransa merkezli gelismeler baglaminda gorulebilecegidir.

 

Sonuc olarak, eger bahse konu girismlerin sonucu KKTC, Turkiye disinda Pakistan tarafindan da taninmis olsaydi, Anavatan'da ve Yavruvatan'da bir bayram havasi estirilecek ve bu da hemen yapilacak secimlerde oya donusturulecekti. Turkiye'de zaten bir erken secim beklentisi vardi. Buna gidilecekti. KKTC'de ise, hukumet bunalimi, erken secimlerin makul ve mantikli bahnesi olacakti. İngiltere'nin ve ABD'nin de, Dogu Akdeniz konusundaki endisleri, hafiflemis olacakti.

 

Hesaplar tutmadi. Oyun bozuldu. Oyle gozukuyor.

13 Eylul 2006

 

 

 

osmetoz@yahoo.com