anasayfa | iletişim SAYI 60 / OCAK 2008 

  

GÜRCİSTAN’DAKİ SEÇİMİN ANLAMI:
KAFKASYA’DA SULAR ISINIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

 

I. Gürcistan’da geçtiğimiz 05 Ocak 2008 günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, önce bu ülkeyi, sonra da bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyecek gözükmektedir. Gerek seçimin sonucu, gerekse ülkesel ve bölgesel dengeler buna işaret etmektedir.

II. Gürcistan’ın da kıyıdaş olduğu Karadeniz, değişen jeopolitiği ile uluslar arası politikada giderek öne çıkan bir coğrafyadır. Bu öne çıkışın arkasında birçok etken vardır. Batının Avrupa kanadının enerji ihtiyacının Karadeniz üzerinden taşınması ve Avrupa’ya yönelik enerji hattının Karadeniz üzerinden kontrol edilebilmesi, bu etkenlerden biridir. Bir başka etken, Sovyetlerin dağılmasından bu yana 17 yıla yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen ABD’nin Kafkasya’da ve Orta Asya’da tutunamamış olması ve bunun, ABD’nin Karadeniz’de varlık gösterememesine bağlanmasıdır. Üçüncü bir neden de, Rusya’nın Karadeniz’den algılayacağı tehdidin ve Karadeniz’den geriye doğru gitmesinin, Moskova’yı ikinci bir dağılmaya itebilecek olmasıdır. Bu etkenler, sadece belirtilenlerle sınırlı değildir.

ABD’nin küresel ölçekte gücünü ve konumunu koruyabilmesi, biraz da Karadeniz’e bağlıdır. Bu nedenle Karadeniz’e yönelik ilgisinin kaybolması beklenmemelidir. Romanya ve Bulgaristan gibi kıyıdaş ülkelerin NATO üyeliğine verdiği açık desteğin arkasında, bu ülkelerden Karadeniz konusunda yararlanma düşüncesinin olduğundan şüphe duyulmamalıdır. Aynı şey, Ukrayna’daki ve Gürcistan’daki “renkli devrimler” için de geçerlidir. Ancak, söz konusu devrimler, anılan ülkelerde tutmamış, Ukrayna’da ve Gürcistan’da tersine süreçler başlamıştır.

Gürcistan, ABD için, Karadeniz’de ve Kafkasya’da tutunmanın ve daha sonra, buradan Orta Asya’ya açılmanın anahtarı gibidir.

Ve ABD’nin buralarda gerçekleştireceği her açılım, aynı oranda Rusya’nın gerilemesi anlamına gelecektir. Tıpkı birleşik kaplarda olduğu gibi…

III. 2004 yılındaki “renkli devrim” sonrasında iktidara gelen Şakaşvili, gerek iktidara geliş şekli, gerekse iktidarı süresince izlediği siyaset nedeniyle, ABD yanlısı görülmüş ve kabul edilmiştir. Şakaşvili, arkasında ABD desteği olmasına rağmen, geçen süre içinde iktidarını pekiştirememiş; tam aksine, arkasındaki seçmen desteği giderek zayıflamıştır. Kendisine yönelik muhalefet giderek güçlenmiştir. Kendisine bağlı yeni bir özel güvenlik birimi kurma yoluna gitmesine bakarak, muhalefetteki güçlenmenin çok ciddi bir endişeye yol açacak derecede olduğunu söylemek mümkündür.    Erkene almak zorunda kaldığı Cumhurbaşkanlığı seçimleri de, muhalefetteki güçlenmenin somut bir işareti olarak alınabilir.

Keza Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte iki konuda yapılan halk oylaması da, gerçekte Gürcistan’da Şakaşvili’yi hedef alan muhalefetin ne kadar güçlenmiş olduğunun bir başka önemli işaretidir. Şakaşvili, bir taraftan muhalefetin gücü karşısında cazibesini artırmak için seçmenlerin NATO üyeliğine nasıl baktığını oylatmış; bir anlamda, seçmenlere NATO’yu hatırlatarak, bundan kendisi için çıkar ummuş; diğer taraftan da muhalefetin erken seçim baskılarına direnememiş, 2008 yılı sonbaharında yapılması gereken seçimlerin ilkbahara alınmasını seçmenlere sormak zorunda kalmıştır.

Gürcistan’da 05 Ocak 2008 günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, Abazya’dan ve Güney Osetya’dan katılım olmamıştır. Bu, Şakaşvili’nin Gürcistan’a ne kadar hakim olduğunun ve bu buna bağlı olarak da, seçimin sonucunun Gürcistan’ın bütününü ne kadar bağlayacağının bir işareti olarak alınması gereken bir durumdur. Gürcistan’ın bu iki önemli bölgesinin seçim sürecine sırtını dönmüş olması, bu ülkenin üniter varlığının ciddi tehdit ve tehlike altında olduğuna işaret eder. Bu işaret, aynı zamanda, Cumhurbaşkanı olarak Şakaşvili’nin geçen süre içinde birleştirici ve bütünleştirici olamadığının, dolayısıyla Cumhurbaşkanlarının olağan görevlerinden sayılan bu konuda başarısız olduğunun da bir işaretidir.

2004’de göreve gelirken yapılan seçime katılma oranının % 83 olduğu, bu seçimde Şakaşvili’nin seçime katılanların % 97’sinin oylarını aldığı ve bu oranın kayıtlı toplam seçmen sayısının % 80’ne denk düştüğü dikkate alınırsa, 05 Ocak 2008’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Şakaşvili için ciddi bir gerileme demektir. Çünkü bu son seçime katılma oranı % 67 olmuş ve Şakaşvili oy kullanan seçmenlerin % 53’ünün ve kayıtlı toplam seçmenlerin de sadece % 35’inin oyunu almıştır.

2004 yılında kayıtlı seçmenlerin % 80’nin oyunu alan Şakaşvili, son seçimde kayıtlı seçmenlerin sadece % 35’nin oyunu alabilmiştir. Arada, % 45’lik bir oy kaybı vardır ve bu kayıp, Şakaşvili’nin ülkedeki ve dolayısıyla ABD’nin bölgedeki siyasal geleceği açısından çok ciddi bir kayıptır.

IV. Gürcistan’daki son seçimlerin neden olduğu ciddi çağrışımlar ve akla gelen bazı senaryolar vardır.

a. Seçim sonuçları, ABD’ye, bu coğrafyada tutunmasının çok güç olacağını, bir kere daha söylemektedir. Bu görüntü karşısında, ABD’nin, muhtemelen “kontrol edemiyorsam, karıştırayım; çünkü karışıklık, bölgede kalmama ve birilerini bölgeye angaje etmeme hizmet eder” mantığı ile hareket etmesini beklemek gerekir diye düşünülmektedir. Bilindiği üzere, ABD’nin bölgede Çeçenleri kullanma politikası iflas etmiştir. Irak’ı işgal edip burada Müslüman Irak halkına reva gördüğü muamele sonrasında, Çeçenler de dahil, Kafkasya’nın bu bölgesindeki Müslüman gruplar ABD’ye karşı mesafeli duracak ve bu da, bölgede ABD’nin hareket serbestisini büyük ölçüde kısıtlayacaktır.

Bununla beraber, radikal/fanatik/asi/serseri küçük grupların ABD tarafından kullanılma ihtimali her zaman için mevcut olacaktır. Bu ihtimale bağlı olarak da, önümüzdeki dönemde, bölgede, Kuzey Osetya’daki “okul baskınına” benzer terör eylemlerinin olma ihtimali de belirecektir.

b. Putin’in, 2006’daki bir BDT toplantısında, Gürcistan’ın ABD’ye yanaşmasından duyduğu rahatsızlığa dikkat çekmek için Şakaşvili’yi karşısına alarak söylediği, “Abazya’nın Kıbrıs’a benzetilmesi” tehdidi, son seçimle birlikte eyleme dökülmüş gözükmektedir.

Hatırlanacağı üzere, Sovyetlerin dağılma sürecinde Gürcistan’ın bağımsızlığı gündeme gelirken, bununla eş zamanlı olarak Abazya da, Gürcistan’dan ayrılıp müstakil bir devlet olmak istemiş; fakat Abazya’nın bu isteği batırılmıştı. Abazya’nın Gürcistan’dan ayrılma isteğine dayalı bu sorun, “renkli devrime” kadar buzdolabına kaldırılmıştı. Gerek Abazya’nın ayrılma isteğinin bastırılması, gerekse sorunun buzdolabına kaldırılması, Moskova sayesinde olmuştur. Bu durum, “renkli devrime” kadar sürmüş, Şakaşvili’nin izlediği ABD yanlısı politikalar nedeniyle, Şakaşvili ile birlikte bu sorun tekrar gündeme gelmiştir. Ve Putin 2006’da söylediği bu sözün arkasında olduğunu 05 Ocak 2008’deki seçimle birlikte ortaya koymuştur. Seçim günü Abazya’dan KKTC’ye giden bir heyet, KKTC yönetimi ile işbirliği tesisi konusunda görüşmelerde bulunmuştur.

Bu, Türkiye ve bölge açısından çok yönlü olarak üzerinde durulması gereken önemli bir gelişmedir. Abazya’nın Cumhurbaşkanlığı seçimlerine sırtını dönmesinin ve KKTC ile geliştirmek istediği ilişkinin arkasında Rusya’nın olduğunu söylemeye gerek olmadığı düşünülmektedir. Şakaşvili, izlediği ABD yanlısı politika ile, Rusya’yı, Abazya kartını kullanmaya itmiş; Moskova da, bu kartı iyi kullanmıştır. Rusya, Abazya kartını, sadece Kafkasya’daki hedef ve çıkarları için değil, Doğu Akdeniz’deki hedef ve çıkarları için de kullanma yoluna gitmiştir.

Rusya’nın Abazya kartını açık ve net olarak kullanması, aynı zamanda ABD’ye Kafkasya’da ve Doğu Akdeniz’de bir “meydan okuma” olarak da alınabilir.

Abazya ile ilgili bu gelişmeler, Moskova’nın, Rus Askeri Doktrini’nde geçen, eski Sovyet topraklarının “arka bahçe” olduğu ve buraya bölge dışından olacak girişlerinin “düşmanca davranış” sayılacağı yolundaki teze bağlılığının güncel bir ifadesi olarak da alınmalıdır.

Moskova’nın Abazya ile ilgili bu son açılımı, son dönemde Moskova ile daha yakın bir görüntü veren Kazakistan’ın ve Türkmenistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi nezdinde temsilcilik açma kararı ile birlikte değerlendirilmelidir. Moskova’nın, tıpkı ABD gibi, küresel ölçekte enerjiyi kontrol etmek istediği ve Doğu Akdeniz’deki mücadelenin bir parçası olduğu, hiç şüphesiz kabul edilmelidir. Abazya, iyi bir kriz yönetimi sayesinde, hem Kafkasya’da, hem de Doğu Akdeniz’de Moskova’nın elini kuvvetlendirecek gözükmektedir. Belki bu noktada, Şakaşvili’nin, ABD yanlısı politikası ile, özellikle Doğu Akdeniz’de Rusya’nın ekmeğine yağ sürmüş olduğu bile söylenebilir.   

c. Gürcistan, Ermenilerin “denizden denize Ermenistan” idealinin önünde/üstünde yer alan bir ülkedir. Gürcistan’ın Ermenistan’a komşu Cevahati bölgesinde yer alan Ermeniler, Tiflis için ciddi bir endişe kaynağıdır.

Abazya’dan ve Güney Osetya’dan farklı olarak, Cevahati bölgesinde yaşayan Ermeniler 05 Ocak 2008 günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandığa gitmişler, ama beklenenin aksine Şakaşvili’ye fazla itibar etmemişlerdir. Bu durum, ABD’nin Şakaşvili’ye, Ermenistan’a ve Ermeni iddialarına gösterdiği ilgi ile bağdaşmamaktadır ve bu nedenle üzerinde durmak gerekir.

Annesinin Ermeni olduğu iddia edilen ve ABD’nin desteğine sahip olduğundan şüphe duyulmayan Şakaşvili’ye, Cevahati bölgesinden fazla oy gelmemesi, Ermenilerin, Gürcistan’daki kaos ortamını, kendilerini idealleri yolunda mesafe almalarına hizmet edecek bir ortam olarak görmelerine bağlanmalıdır.

d. Abazya ile ilgili gelişmeler, Rusya’nın, 05 Ocak 2008’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden çok, seçimle birlikte halk oyuna sunulan genel seçimlerin ilkbaharda yapılması üzerine kurulu bir senaryonun peşinde olduğunu akla getirmektedir. Şakaşvili’yi siyasal iktidar konumundan uzaklaştırma ve ABD’nin bölgede tutunmasını ve varlık göstermesini önleme üzerine kurulu olduğu varsayılan bu senaryoda, seçimlerden başarılı çıkmış gözüken Şakaşvili’nin arkasındaki gerçekte zayıf olan siyasal desteği tamamıyla işe yaramaz hale getirme planı vardır. Şakaşvili, 05 Ocak 2008’de halkoyundan çıkan sonuçlar üzerinden, ilkbaharda genel seçimlere gitmeye zorlanacak ve bu zorlama yapılırken de, Abazya, Güney Osetya, Acara, Cevahati sorunları kullanılacaktır. Şakaşvili, ülkede birlik ve beraberliği sağlayamayan, ekonomik sorunların üstesinden gelemeyen, yolsuzluklarla karışmış, sokağa çıkamayan bir siyasal lider konumuna itilecektir. Moskova için bunları yapmak fazla zor olmayacaktır. Geçen yıl şarap alımını durdurmasının Gürcistan ekonomisi üzerinde neden olduğu kriz düşünülürse,  bunun fazla zor olamayacağından şüphe etmemek gerekir. Bu noktada, çalışmak ve iş görmek için Rusya’da bulunan Gürcistan vatandaşları için getirilebilecek, başta para transferi olmak üzere, bazı kısıtlamaların da hesaba katılmasında yarar vardır.

V. Gürcistan’da 05 Ocak 2008 günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ABD için yeni ve ciddi bir sorun demektir. % 67’lik bir katılımda alınmış % 53’lük bir oy oranı, ABD’ye Gürcistan’da huzur vermeyecektir. Huzur vermeyeceği gibi, ABD’yi daha çok angaje etmek, daha çok ilgi, kaynak ve zaman ayırmasına neden olmak suretiyle, kendisinin iniş/çöküş sürecini hızlandıracaktır.

ABD’nin angaje olduğu Irak’tan ve Pakistan’dan sonra Gürcistan’ın da içine düşmesi kuvvetle muhtemel görülen bu tablo, çok kısa süre içinde aynı tablonun ortaya çıkması beklenen Kosova ile birlikte, ABD’yi küresel ölçekte çok zor bir duruma sokacaktır. ABD, angaje olduğu bu sorunların mali yükünü kaldırmakta her gün biraz daha zorlanacak ve tıpkı Sovyetler gibi, giderek güçlenecek bir dağılma endişesi içinde olacağı bir süreci yaşayacaktır.

 

13 Ocak 2007

 

(www.giresun.edu.tr, www.habusulu.com)