anasayfa | iletişim SAYI 60 / OCAK 2008 

  

KIBRIS’TA DENGELER DEĞİŞİME ÇOK AÇIK

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

1. Kıbrıs konusunda son birkaç ay içinde çok ciddi/önemli gelişmeler yaşandı ve yaşanıyor. Güneyde Rumlar, Kıbrıs Lirasını bıraktı, Eoru’ya geçti. Kazakistan’ın ve Türkmenistan’ın, Güneydeki Rum kesiminde diplomatik temsilcilik açması söz konusu. Gürcistan’ın Abhazya Özerk Cumhuriyeti yöneticileri, KKTC’yi ziyaret ederek, KKTC ile diplomatik ilişki kurulması yönünde görüşmelerde bulundular. Almanya’nın önceki Başbakanı ve halihazırda Rus Gazprom’da danışmanlık yapan Schroder, doğrudan KKTC’ye uçarak, KKTC Hükümeti yetkilileriyle görüştü. Son olarak, güneydeki Rum kesiminde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Annan Belgesine karşı vaziyet almış şimdiki Cumhurbaşkanı Papadopulos devre dışı kalmış, AB’nin bütünleşmeci yaklaşımını tercih etmiş gözüken Kasulidis (DİSİ) ile, Kasulidis’e göre Papadopulos’a daha yakın gözüken Hristofyas (AKEL)’dan birinin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması kesinleşmiştir. Bu gelişmelerin yanına başka bazı gelişmeleri de koymak mümkündür.

2. Bu noktada, Kıbrıs Adası’nın jeopolitiğini bir kere daha hatırlamakta yarar vardır. Ada, Orta Doğu’ya yönelik hemen hemen bütün operasyonlarda ABD ve İngiltere tarafından bir şekilde kullanılmıştır. Bazen doğrudan bunların Orta Doğu’ya yönelik hava operasyonlarına katılan uçaklarına ev sahipliği yapmış, bazen bunların Orta Doğu’daki personelinin tahliyesi ve takviyesi için kullanılmıştır. Ada’nın Doğu Akdeniz çanağını kontrol eden konumu ve bölgedeki mevcut koşullar, Orta Doğu nezdinde Ada’nın değerinin çok artmış olduğuna işaret eder.

Ada’nın, Orta Doğu ve Hazar Bölgesi enerji kaynaklarına havadan (uçak ve füze olarak) kolayca ulaşma imkanı vermesi yanında, Süveyş kanalı ve İskenderun Körfezi üzerinden işleyen enerji trafiğini kontrol etmesi, enerjipolitik bağlamında görülmesi gereken çok önemli bir durumdur.

Güneydeki Rumların, kendilerini hala Ada’nın tamamını temsil eder görerek ve kuzeydeki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yok varsayarak Ada’nın tamamının kıta sahanlığında petrol arama çabalarına girişmesi ve bu bağlamda petrol üreticisi bazı ülkelerin ve şirketlerin Ada’ya ilgi göstermesi, Ada’nın stratejik açıdan taşıdığı değerin güncel bir işaretidir. 

Son dönemde, hem ABD’nin himaye ettiği Irak’ın kuzeyindeki Kürt unsurların, hem de güzergahta yer alan Şiiler üzerinden Tahran’ın, Doğu Akdeniz’e açılma ihtimalinden söz edildiği düşünülürse, Kıbrıs’ın sadece bugün için değil, görünür gelecek itibarıyla bütün dünyayı meşgul edecek ve bütün dünyanın sıkça konuşacağı, stratejik açıdan çok önemli bir coğrafya olduğu sonucuna ulaşılacaktır. Konuya bu açıdan önem atfederken, arkasında ABD olduğu halde Kürtlerin ve Tahran’ın Doğu Akdeniz’e açılmasının gelebileceği anlamlar da dikkate alınmalıdır. 

Kıbrıs’ın, Türkiye’nin ulusal güvenliği, varlığı, bağımsızlığı ve üniter yapısını koruması açısından ifade ettiği anlamın, bugün, düne göre çok daha belirgin ve öne çıkmış olduğuna şüphe yoktur. Ada’da “bir tek Türk olmasa dahi”, Ada’nın Türkiye için önemli olduğu gerçeği, bugün, düne göre daha kendini göstermektedir.

3. Güneydeki Rumların para birimlerini değiştirerek Euro’ya geçmeleri, 2004 yılında AB’ye tam üye olan Kıbrıs’ın AB ile fiilen de bütünleşmesine hizmet edecek önemli bir gelişmedir. Rumların Euro’ya geçmesi, AB’yi Ada’ya daha çok çekecek bir tasarruftur. Bunun, Rumların Ada’nın bütününü kontrol etme ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırma açısından ifade ettiği anlamı iyi görmek gerekir.

Rumların Euro’ya geçmesi, Doğu Akdeniz’in Rumlar üzerinden AB’nin kontrolüne girmesinde önemli bir aşamadır. Bu gelişme, Ada’nın güneyini uzun süreden beri kullanan Rusları, Ada’da iki önemli üsse sahip İngiltere’yi ve İngiliz üslerini kullanan ABD’yi ciddi şekilde rahatsız edecektir. Çünkü AB’yi arkasına almış Rumların, eskisi gibi Ruslara ihtiyaç duymayacağı ve Ada’nın yabancı güçten arındırılması tezi ile İngiltere’yi karşısına alacağı şüphesizdir.

ABD-Avrupa ayrışmasının giderek belirginleştiği ve güneydeki Rumların iki kutuplu dönemden gelen genelde ABD karşıtı siyasal kültürü dikkate alındığında, ABD’nin de Kıbrıs’ı kullanma imkanı ortadan kalkacaktır. Rumların İngiliz üslerini hedef alacağı he eylem ve girişim,  aynı zamanda doğrudan ABD’yi de hedef almış olacaktır.

4. Rusya, bu gelişmeyi görmüş ve Ada’nın güneyinde eskisi gibi tutunamayacağını anlamıştır. Buna karşılık, Ada’nın ve Doğu Akdeniz çanağının, uluslar arası politikadaki dengeler bağlamında, kendisi için arz ettiği önemin de farkındadır. Rus Donanması için Suriye kıyılarında liman kolaylıkları ve üs imkanı arayışı ile, Putin’in KKTC’nin tanınması konusuna sıkça yaptığı vurgu, bu farkında oluşa işaret eder. Gürcistan’daki son seçimler sırasında gündeme gelen Abhazya-KKTC bağı ve Abhazya’dan bir heyetin KKTC’yi ziyareti, Putin açısından, “bir taşla iki kuş vurma” anlamına gelir. Putin’in Abhazya ile KKTC arasında kurduğu bağ, hem Gürcistan, hem de Doğu Akdeniz çanağı itibarıyla, Rus hak ve çıkarlarının korunmasına hizmet etmektedir.

Rusya açısından bakıldığında, konunun bir de enerji boyutunun olduğunu görmek gerekir. Rusya’nın dünya enerji sistemi içindeki yeri herkesçe bilinmektedir. Keza Rusya’nın ekonomisinin, savunmasının ve dış politikasının büyük ölçüde enerji üzerine bina edilmiş olduğu da yine herkesçe bilinen bir husustur. Durum böyle olunca Rusya’nın Doğu Akdeniz çanağına olan ilgisini enerji açısından da görmek gerekir. Orta Doğu enerji kaynaklarının Süveyş Kanalı, İskenderun Körfezi ve bazı boru hatları ile Doğu Akdeniz’e akıtıldığı; aynı şekilde, Hazar Bölgesi enerji kaynaklarının da Doğu Akdeniz’e ulaştığı bilinmektedir. Dünya enerji sistemini kontrol etme çabası içindeki Rusya’nın bu duruma ilgisiz kalması, Doğu Akdeniz çanağındaki gelişmeleri enerji açısından görmemesi düşünülemez. (Bu noktada, Rusya’nın dünya enerji sistemini kontrol etme çabasının, uluslar arası politikayı kontrol etme çabası anlamına geldiğini unutmamak gerekir.) Dolayısıyla, Kıbrıs Adası’ndaki varlığının ve Suriye kıyılarında kavuşacağı deniz üssü kolaylıklarının, Moskova’ya Doğu Akdeniz’deki enerji trafiğini kontrol etme imkanı vereceğini söylemeye gerek yoktur.

Bu arada Rumların son dönemde Ada’nın kıta sahanlığında petrol arama izinleri verdiğini ve bunu, bir taraftan enerji kaynaklarına sahip olmak için, diğer taraftan KKTC kıta sahanlığında izin verme teşebbüsleri ile de KKTC’yi yok varsaymak ve Ada’nın tamamının kendilerine ait olduğu tezlerini desteklemek için, yaptıkları bilinmektedir.

Konuya enerji açısından bakılınca, enerji yönünden genelde Rusya ile işbirliği yaptığı bilinen Kazakistan’ın ve Türkmenistan’ın güneydeki Rum kesiminde temsilcilik açma girişimlerinin ve Gazprom’un danışmanlığını yürüten Almanya’nın önceki Başbakanı Schroder’in KKTC’yi ziyaretinin, ayrı bir öneminin olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Kazakistan’ın, Türkmenistan’ın ve Gazprom’un Rumlar üzerinden Ada’ya olan ilgisi, KKTC kıta sahanlığında petrol aramaya ve çıkarmaya ilişkin değilse, bunun, KKTC’nin ve Türkiye’nin Ada’daki hak ve menfaatlerine halel getirmeyeceği; bilakis, KKTC ve Türkiye için, Rumlar ve diğer aktörler karşısında yeni tutamak noktaları anlamına geleceği düşünülmektedir. Eğer Ada’nın Rumlara ait kıta sahanlığında petrol çıkarma işi Kazaklara ve Türkmenlere kalırsa, bu, Rumlara karşı kullanılabilecek bir avantaj anlamına gelebilecek; en azından Rumların Türkleri karşısına alması biraz zorlaşmış olacaktır.

Türk-Rus ilişkilerinin niteliğine ve düzeyine bağlı olarak, Moskova’nın Kıbrıs konusunda açık ve Ankara’ya daha müzahir bir politika izlemesi kuvvetli bir ihtimal olarak görülebilir. Bir adım daha ileri giderek, şunu söylemek de mümkündür: eğer Rumlar Ada’da İngilizleri –İngiliz üslerini- hedef alan bir süreci başlatırlarsa, İngilizler (hatta Amerikalıların) Doğu Akdeniz çanağında Ruslara yanaşmayı düşünebilirler. Ve böyle bir durumda, Rusların ve İngilizlerin yanı sıra ABD de, Kıbrıs konusunda Ankara’ya göz kırpabilir. Tabi, Ada’da Mehmet Ali Talat, “çark edip”, daha önce Ankara’yı aradan çıkarmazsa!... 

İngiltere’nin Karadeniz konusundaki son açıklamaları, Rusya’yı dikkate alan açıklamalardır. Sadece bu açıklamalardan hareketle, Ada’daki gidişattan İngiltere’nin ciddi şekilde rahatsızlık duyduğu ve bu rahatsızlığı dengelemek için de, aynı şekilde rahatsızlık duyan Rusya ile bir ortak payda oluşturmaya çalıştığı değerlendirmesine ulaşmak mümkündür.

5. Bu noktada, Rusya’nın Doğu Akdeniz çanağına ve bu meydan Ada’ya olan konumundaki muhtemel değişikliği, Ada’daki bahse konu gelişmelere bağlamak kadar, Rusya açısından, Türkiye ve Karadeniz bağlamında da görmek gerekir. Karadeniz, Rusya için çok önemlidir. Karadeniz’de meydana gelebilecek bir değişiklik, Rusya için, Batıdan kopma, bu denizdeki kıyılarını kaybetme, ikinci bir dağılmayı yaşama ve bu belirtilenlerden dolayı da, bir varlık (beka) sorunudur.

Karadeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülke, Türkiye’dir. Bu nedenle, Türkiye, sırf Karadeniz açısından bile Rusya için çok önemlidir.

Rusya açısından bakıldığında, Türkiye’nin oldukça istikrarsız ve güven vermeyen bir uluslar arası ilişkiler ağına sahip olduğu görülür. Türkiye’deki siyasal iktidar ABD ile yakın ilişki içinde olmasına rağmen, Türk halkı ABD’ye güvenmemektedir ve ABD ile ilişkileri sorgulamaktadır. AB ile olan ilişkilerin durumu da bundan farklı değildir. İslam ülkeleri ile olan ilişkileri, çok ciddi sürprizlere açıktır. Bu koşullarda, Rusya’nın Türkiye ile güvenilir ilişkiler geliştirip, bu ilişkiler üzerinden Karadeniz orijinli endişelerini izale etmesini düşünmek gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Eğer Karadeniz gerçekten Rusya için bir varlık (beka) konusu ise, Rusya’nın Türkiye ile ilgili gelişmeleri çok yakından izlemesi kendisi için bir zorunluluktur. 

Bu nedenle, Rusya’nın güneyden Türkiye’yi kontrol etmesine ihtiyaç vardır ve Moskova’nın Doğu Akdeniz çanağına ve Ada’ya ilişkin son açılımlarını, ayrıca bu bağlamda da görmek gerekir diye düşünülmektedir. Rusya’nın Doğu Akdeniz’de sağlam zeminler edinmesi, Türkiye’den kaynaklanabilecek endişelerini dengelemesine hizmet edecek ve Türkiye’nin Rusya’yı Karadeniz’de oldu-bittilerle karşı karşıya bırakmasını engelleyecektir.

6. Diğer taraftan, Irak’ın kuzeyindeki Kürt unsurların ve İran’ın Doğu Akdeniz’e çıkma ihtimali varsa, bu çıkış aynı zamanda enerji açısından bir anlam ifade edecekse, Rusya enerji üzerine bina edilmiş bir sisteme sahipse ve Rusya’nın dünya enerji sisteminde bir yeri varsa, o zaman Rusların Doğu Akdeniz çanağına ve Ada’ya ilişkin son tasarruflarının bu açılardan, yani enerji açısından da görülmesi gerekir.

İran’ın ve Irak’ın enerji kaynaklarının Doğu Akdeniz’e çıkması demek, Rusya’nın sahip olduğu enerji piyasasına yeni aktörlerin girmesi demektir. Bu, Rusya’nın genelde enerji üzerine bina edilmiş bütün sistemini olumsuz etkileyebilecek bir durumdur. O itibarla, Rusya’nın eli mahkumdur; Doğu Akdeniz çanağındaki her değişiklik ihtimalini dikkate alarak, her durumda hak ve çıkarlarını korumasına hizmet edecek yeni durumlar yaratmak zorundadır.      

7. Bu çalışmaya daha önce başlanmış, ancak yoğun işi yükü nedeniyle şimdi bitirilebilmiştir. Kesin olmamakla beraber, medyadaki haberlerden Ada’nın Rum kesimindeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Hristofyas kazanmıştır. Hristofyas’ın ikinci turda Papadopulos’un desteğine sahip olduğu bilinmektedir. Bu, Rumların Annan Belgesine ilişkin yaklaşımlarında çok ciddi bir değişimin olmayacağı anlamına alınabilir. Yani Ada’nın bölünmüşlüğünün artık Rumlar tarafından benimsenmiş olduğu, bir kere daha anlaşılmıştır, demek mümkündür. Onca baskıya ve AB üyesi olmalarına rağmen Rumlar, bu çizgilerini korumuşlardır.

KKTC’deki mevcut yönetim, Mehmet Ali Talat, artık, yeni bir durum değerlendirmesi yapmak zorunadırlar.

AB Ada’nın güneyine yerleşecekse, İngilizlerin üslerini ellerinde tutunması giderek zorlaşacaksa, Rusların güneydeki ve Amerikaların da İngiliz üslerindeki varlıkları için tehlike çanları çalıyorsa, Ada’da ve Doğu Akdeniz’de bir değişim olması kaçınılmazdır.

ABD’nin, Rusya’nın ve İngiltere’nin Doğu Akdeniz’den ve Kıbrıs Adası’ndan vazgeçmeleri mümkün değildir. Bu, onların mevzi kaybetmeleri ve sınırlarına çekilmeleri anlamına gelir ki, bu da yine onların uluslararası politikanın genelinde kaybolmaları anlamına gelecektir. Bu nedenle, söz konusu ülkeler yapmayacaklar, Doğu Akdeniz çanağında ve Kıbrıs adası’nda kendilerine hizmet edecek yeni durumlar yaratma peşinde olacaklardır.

Bu koşullarda, KKTC yönetiminin ve Türkiye’deki mevcut siyasal iktidarın, önce bu yeni durumların neler olabileceği üzerinde çalışması, arkasından da her bir yeni durumun KKTC’nin ve Türkiye’nin hak ve menfaatlerini nasıl etkileyebileceği konusunda değerlendirmelerde bulunması gerekmektedir.

 

25 Şubat 2008

 

(www.giresun.edu.tr, www.habusulu.com)