anasayfa | iletişim SAYI 60 / OCAK 2008 

  

GENİŞLETİLMİŞ KARADENİZ VE HAZAR BÖLGESİ YAKLAŞIMI KARŞISINDA TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

I. “Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi”, bugün ve görünür gelecek itibariyle uluslararası politikada dengeleri etkileyebilecek özellikte, önemli bir coğrafyadır. “Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi’ni” kontrol edecek aktör uluslararası politikada rakiplerini geride bırakma konusunda çok ciddi bir avantaj elde etmiş olacaktır.

II. “Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi” Yaklaşımı’nın kapsamına hangi ülkelerin girdiği konusunda çok belirgin bir tanımlama yapmak güçtür. Bölge ülkelerinin, bölgeye bitişik (komşu) ülkelerin ve bölgeye çok uzak ülkelerin “Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi” tanımlamasını, çok farklı algılayacakları şüphesizdir. Esasen bu tür bir tanımlamayı coğrafi bir tanımlama olarak almaktan çok siyasal ve özellikle ekonomik bir tanımlama olarak almak ilk bakışta daha kabul edilebilir gözükmektedir. Tanımlamanın arkasında politik ve ekonomik amaçların bulunması bölgede bir endişe ve güvenlik sorununa yol açabilecektir.

Küreselleşmenin neyi ifade ettiğini hepimiz biliyoruz. Ülke sınırlarının politik ve ekonomik düşüncelerle görmezden gelindiği, uzaklık kavramının anlamını yitirdiği, aralarında onbinlerce kilometre mesafe olan ülkelerin ve insanların uygulamada çok yakın olabildikleri ve birlikte çalışabildikleri günümüzün en somut gerçeğidir. Küreselleşme bu gerçeği ortaya çıkarmış iken, Karadeniz ve Hazar bölgesi için “genişletilmiş” nitelemesinin kullanılması, hem anlamlı gözükmemektedir, hem de ülkeleri ve insanları endişeye sevk edecek örtülü amaçları çağrıştırmaktadır.

“Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi” tanımlaması ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ni çağrıştırmaktadır. ABD, başlangıçta Büyük Ortadoğu Projesi adı ile bir projeyi kamuoyuna takdim etmiş (sunmuş), arkasından bu projede değişikliğe giderek Kuzey Afrika’yı da kapsama almış ve bu değişiklik sonrasında Büyük Ortadoğu Projesi’nin adı “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” olmuştur. İncelendiğinde, bu değişikliğin arkasında ABD’nin Avrupa ile ilişkilerinde yaşadıklarının yer aldığı sonucuna ulaşılabilir. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, ABD’nin Avrupa’yı güneyden kontrol etme amacına hizmet eder. Kuzey Afrika’daki ABD varlığı, Avrupa’ya karşı ABD’nin “havuç ve sopa politikasını” uygulamasına imkan ve fırsat vermektedir.

ABD’nin Avrupa’nın kendisinden kopmasına tahammülü yoktur. Eğer Avrupa, ABD’den koparsa, bu, hem Avrupa’nın gücünden hem de birlikteliğin sinerji etkisinden yoksun kalma anlamına gelir. ABD’nin bu kayıp sonrasında uluslararası politikadaki mevcut konumunu sürdürmesi imkansız olacaktır.

Bu koşullarda “Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi” tanımlamasına bakılırsa aynı değerlendirmeyi burada da yapmak mümkündür. Avrupa’nın, Karadeniz’e ve Hazar bölgesine açılımda ABD kadar sorunları yoktur. Avrupa, Karadeniz’e ve Hazar bölgesine açılımda Amerika’dan çok daha rahattır.

Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin arkasında ABD’nin, Avrupa ile olan birlikteliğini sürdürmek isteğinin ve Avrupa’nın bu coğrafyaya açılım avantajlarından yararlanmak amacının yer aldığı değerlendirilmektedir. Bununla beraber Avrupa’nın bu bölgeye açılım avantajları olduğu kadar, bu bölgeye ihtiyacı da vardır ve ABD, bu ihtiyacı, Avrupa’yı yanında tutmak için bir araç, “bir havuç” olarak kullanmaktadır.

Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin neyi ifade ettiğini beş yılı aşkın bir süredir Irak’ta görmekteyiz. Proje, Ortadoğu’ya ne demokrasi, ne istikrar, ne güvenlik, ne de refah getirmiştir. Getirdiği maddi ve manevi kayıplardır, kan ve gözyaşıdır. Irak parçalanma noktasına gelmiş ve komşularına istikrarsızlık ihraç eder hale gelmiştir.

Irak’taki olumsuz tablonun diğer yüzünde belirtilen olumsuzluklara rağmen, Irak’ın petrol üretiminin, ciddi gerileme olmadan, devam ettiği gerçeği yer alır. Yaşanan kaosa ve acıya rağmen Irak’ın günlük petrol üretiminde ciddi bir düşüş olmamıştır. Irak’ta dikkat çekici olan, petrol üretiminde ciddi bir düşüş olmamasına rağmen, Irak halkının Saddam döneminden daha kötü yaşam koşullarında günlerini geçiriyor olmalarıdır. Irak halkı ABD ile birlikte Saddam’ı devirmiştir ama Saddam dönemini arar hale gelmiştir. Bu durum, Irak’ın petrol zenginliğinin Irak halkının refahı için kullanılmadığı ve dışarıya kaçırıldığı anlamına gelir.

Bütün bu belirtilenler Genişletilmiş Ortadoğu Projesi bağlamında ortaya çıkmış somut gerçeklerdir.

“Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi” tanımlaması, “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ne” ilişkin bu gerçekler ışığında düşünülmelidir. Yani burada ele alınan yeni tanımlamanın uygulamaya geçirilmesi halinde politik, ekonomik ve güvenlik açılarından bölgede ne gibi sorun ve sıkıntıları beraberinde getirebileceğinin iyi görülmesinde ve tartışılmasında yarar vardır.  

III. Türkiye, “Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi” tanımlamasında kilit ülkedir. Türkiye’nin bugün yaşadığı sıkıntılar da bu jeopolitik konumundan ileri gelmektedir.

Türkiye, hem Karadeniz’i, hem doğu Akdeniz’i, hem Hazar bölgesini, hem de Basra körfezini kontrol edebilen; hava kuvvetleriyle bu dört coğrafyaya ulaşabilecek imkan ve yeteneğe sahip, potansiyel sahibi ve önü açık bir ülkedir. Karadeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülke Türkiye’dir. Türkiye, enerji merkezlerinin ve enerji taşıma yollarının yanı başındadır. Karadeniz coğrafyasında ve Hazar bölgesinde yüzlerini Türkiye’ye dönmüş insanlar vardır. Türkiye’de yaşayan insanlarla Karadeniz bölgesinde ve Hazar bölgesinde yaşayan insanlar arasında güçlü ortak bağlar vardır. Bütün bunlar “Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi” tanımlamasında, Türkiye’nin niçin kilit ülke olduğunun nedenleridir.

Türkiye, bu konumu ile “Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi” tanımlamasının hem gerçeklik kazanmasını, hem de engellenmesini kolayca sağlayacak bir ülke olma özelliğini yansıtmaktadır.

Türkiye’nin, “Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi” tanımlaması karşısında engelleyici mi, yoksa destekleyici mi olacağı doğal olarak bu tanımlamanın Türkiye’ye ne getireceğine ve Türkiye’den ne götüreceğine bağlı olacaktır. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi ve bu proje bağlamında Irak’ta ortaya çıkan tablo dikkate alınırsa, Türkiye’nin hemen yanı başında yeni bir istikrarsızlığa seyirci kalacağını veya kapı aralayacağını düşünmek gerçekçi olmayacaktır.

IV. “Genişletilmiş Karadeniz ve Hazar Bölgesi” tanımlaması, bölge ülkelerinin ve insanlarının özümsediği ve onlardan gelen bir tanımlama olmadığı sürece, Karadeniz ve Hazar Bölgesi, bütün dünya için yeni bir istikrarsızlık bölgesi ve sorun kaynağı olabilecektir. Dışarıdan empoze edilen ve bölge kaynaklarının bölge dışına çıkarılması amacını güden projelerin, bölgede destek bulması ve heyecan yaratması oldukça güçtür. Burada da yine küreselleşmenin etkilerini ve ne demek olduğunu hatırlamak gerekir. Artık hiçbir şey gizli kalmamakta, insanlar olaylardan kısa sürede çıkarımlarda bulunabilmekte ve daha rasyonel davranabilmektedirler. Bunun aksini düşünmek günümüz dünya koşullarını görmezden gelmek demektir.

Bununla beraber bu tür projelerin bölgedeki potansiyeli boşa çıkarmak ve bölge ülkelerini bölge ile meşgul etmek amaçları için düşünülmüş olabileceğini de konuya ilişkin değerlendirmelerde dikkate almak gerekir.        

 

  5 Haziran 2008

 

(www.giresun.edu.tr, www.habusulu.com)