2007-2008 AKADEMİK YILI AÇIŞ KONUŞMASI

Prof. Dr. Osman Metin ÖZTÜRK

 

 

Sayın Valim,

Sayın Belediye Başkanım,

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ve Yargı Organlarımızın değerli mensupları,

İlimizin değerli temsilcileri,

Yurt dışından ve yurt içinden Giresun’a gelen değerli konuklar,

Üniversitemizin fedakar akademik ve idari personeli,

Çocuklarını yaşama hazırlamak için bizlere emanet eden değerli anneler ve babalar,

Sevgili öğrenciler,

Yazılı ve görsel basınımızın değerli temsilcileri,

 

 

Üniversitemizin 2007-2008 Akademik Yılını açış törenine hoş geldiniz, bizleri onurlandırdınız.

 

Şahsım ve üniversitem adına sizleri saygı ile selamlıyorum.

 

 

***

 

 

Yaşamak, ayakta durmak, gelişmek, ilerlemek ve güçlü olmak için ihtiyaç duyulan kaynakların kıt olduğu, bilinen bir husustur.  İlerlemenin, gelişmenin ve ihtiyaçların ise, bir sınırı yoktur.

 

Ulaşmayı düşündüğümüz bir hedefe ulaştıktan ve karşılamayı düşündüğümüz bir ihtiyacı karşıladıktan sonra, iş bitmiyor. Hemen daha ileri, daha yüksek, daha büyük, daha etkin bir hedef ve ihtiyaç ortaya çıkıyor. Yani, bir tarafta kıt olan kaynaklar, diğer tarafta sürekli çıtası yükselen hedefler ve ihtiyaçlar var.

 

İnsanlar, kurumlar ve devletler, kıt kaynaklarla, belirledikleri hedeflerine ulaşmak ve mevcut ihtiyaçlarını karşılamak için, tarih boyunca hep birbirleri ile mücadele etmişlerdir.

 

Bugün de, bu mücadele, devam etmektedir…

 

Ancak, sürekli artan nüfus, bilim ve teknolojideki hızlı gelişmenin tetiklediği korkunç tüketim süreci ve zaten kıt olan kaynaklardaki hızlı azalma, bugün bu mücadeleyi daha acımasız, hukuk ve ahlak dışı hale getirmiştir. Petrol savaşları ve Irak’taki tablo, bunun çok somut ve açık bir göstergesidir. 

 

Bu itibarla, bugün eğer yaşamak, varlığı korumak, ayakta durmak, gelişmek ve ilerlemek istiyorsak, her zamankinden daha güçlü olmak ve çok çalışmak zorundayız. Güçlü olmadan ve çok çalışmadan, kıt olan kaynaklardan yeterli pay almanın mümkün olamayacağı aşikardır.

 

Günümüzde güçlü olmanın yolu bilgiden ve çok çalışmadan geçmektedir.

 

Bilgi, dün de önemliydi, bugün de önemlidir. Ama bilginin önemi bugün, düne göre daha da artmıştır.

 

Bilgi toplumu ve bilgili insan kavramları, bugün daha bir anlam kazanmıştır. Kamunun, özel sektörün ve üçüncü sektörün gücü, ve bir bütün olarak devletin gücü, günümüzde münhasıran bilgiye dayanmaları ve bilgiyi kullanmaları ile ilişkilendirilir olmuştur.

 

Bu gelişme çizgisi, günümüzde, üniversitelere daha çok sorumluluk ve görev yüklemektedir. Çünkü, üniversiteler, bilginin üretildiği yerlerdir.

 

**

 

 

Değerli Konuklar,

 

Sovyetlerin dağılmasından bu yana geçen 16 yıla baktığımızda, dünyanın bir değişim sürecini yaşamakta olduğunu görüyoruz.

 

ABD, tek kutuplu dünyanın yükünü kaldıramamıştır. Bu yükün altında her gün biraz daha ezilmektedir. Uluslar arası politikada bir iniş –belki de bir çöküş- süreci içindedir.

 

Çin, ciddi bir yükseliş içinde; Rusya ise, Putin ile yakaladığı olumlu gelişme çizgisini, Putin sonrasında da sürdürme hazırlık ve telaşı içinedir.

 

Dünya, yeni bir, çok kutupluluğa doğru gitmektedir.

 

Enerji ve su kaynakları, bu çok kutupluluğa doğru gidişte, hem mevcut konumlarını kaybetmek istemeyen ülkeler için, hem de öne çıkmak ve kutuplardan biri olmak isteyen ülkeler için, bir tutamak ve dayanak unsuru olarak görülmektedir.

 

Enerji ve su kaynakları ile bunları taşıma yollarını kontrolün, güç mücadelesinde, kontrol eden aktöre, rakipleri karşısında ciddi bir avantaj sağlayacağı bilinen bir husustur. ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesini, bu noktada, hatırlamakta yarar vardır.

 

Dünyanın kalbi, giderek doğuda atmaya başlamıştır. Uluslar arası politikadaki güç mücadelesi, giderek daha çok doğuya kayacaktır.

 

Keza küresel ısınmanın daha çok ve daha kolay kullanıma açacağı kuzey toprakları da, güç mücadelesinde öne çıkacak coğrafyalar arasında olacak ve bu durum, komşumuz Rusya’yı ciddi sıkıntılara sokabilecektir.

 

**

 

Değerli Konuklar,

Sevgili Öğrenciler,

 

Türkiye, önemli ve güçlü bir ülkedir. Önemi ve gücü, her geçen gün artmaktadır. Önü açık ve ciddi potansiyele sahip bir ülkedir.  Özellikle ekonomik ve askeri gücü itibarıyla, dünyanın hatırı sayılır ülkeleri arasındadır.

 

Dünyadaki mücadele, enerji ve su kaynakları üzerinde cereyan ediyorsa, Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla, hem enerji ve su kaynaklarını, hem de bunları taşıma yollarını kontrol eden bir ülke olarak, büyük stratejik değere ve öneme de sahiptir.

 

Türkiye, sahip olduğu ekonomik ve askeri gücünü iyi kullanabilir ve enerji- su kaynaklarını kontrol edebilirse, bu, Türkiye’nin, önce bölgesinde, sonra da uluslar arası politikanın genelinde öne çıkmasına ve dengeleri kendisi lehine değiştirmesine yol açabilecektir.

 

Tarihi, devlet kurma geleneği, gizli-açık gücü ve jeopolitiği, Türkiye’yi, dalları göğe varan, ulu bir çınar ağacı yapmaya oldukça elverişlidir.

 

Fakat Türkiye’nin bu noktaya gelmesi demek, kıt kaynak sorunu bağlamında, pastadan daha büyük pay alması demektir ki; bu da, diğer ülkelerin paylarına düşende azalma anlamına gelir. Başka bir ifade ile, tıpkı birleşik kaplarda olduğu gibi, Türkiye’nin öne çıkması, birilerinin geride kalması/geriye düşmesi ile olabilmektedir. Bu, uluslar arası politikanın genel ve geçerli kuralıdır.

 

Bu belirttiklerim, bizi, Türkiye’nin yaşadığı sorunların, genelde dışarıdan kaynaklandığı sonucuna götürmektedir. Türkiye’nin, dalları göğe varan ulu bir çınara dönüşmesini istemiyorlar.

 

Türkiye, PKK terör örgütüne mensup 3-4 bin teröristin hakkından gelemeyecek derecede güçsüz ve zayıf bir ülke değildir. Türkiye’nin bu sorunu yaşamaya devam etmesinin arkasında, PKK terör örgütüne verilen dış destek vardır.

 

Bizim, dost ve müttefik olarak bildiğimiz ülkelerin PKK terör örgütüne destek verdiği, artık kör gözlerin gördüğü ve sağır kulakların duyduğu bir husus haline gelmiştir.

 

Keza Avrupalı “dostlarımızın”, Avrupa Birliği’ne üyelik adına, bizden istediklerinin ve koşul olarak bizim önümüze koyduklarının, milli ve coğrafi bütünlüğümüzü tehdit eden gelişmeleri beslediği de, bilinen bir husustur.   

 

Bunların arkasında, Türkiye’nin gücünden ve öne çıkma konusunda sahip olduğu potansiyelden, Türkiye’nin dalları göğe varan ulu bir çınara dönüşmesinden, duyulan endişe vardır.

 

Bu endişe, öyle büyük bir endişe ki, Türk halkının dost ve müttefik olarak bildiği ülkeler, kendi çıkarları için, Türkiye’yi çekinmeden ateşe itebilmektedirler.

 

Bunlar, kendi çıkarları söz konusu olduğunda, ne dostlarını ve müttefiklerini, ne de demokrasi ve insan haklarını görmektedirler.

 

Türkiye, Türk halkı; bu ülkeleri, artık gerçek yüzleri ile görmek ve kendisine, yeni dostlar ve çevreler edinmek zorunadır.

 

Uluslar arası politikada sürekli dostluklar olamayacağı gibi, sürekli düşmanlıklar da olamaz. Türkiye, ulusal çıkar temelinde, yeni ortak paydalar yaratmak, bunların oluşumuna öncülük etmek durumundadır.

 

Duygusallıktan uzak olarak, karşılıklı ve dengeli çıkar temelinde, Türkiye’nin, Türk Dünyasına ve Avrasya olgusuna siyasal gerçeklik kazandırmaya yönelmesinin zamanı gelmiştir, geçmektedir. Türkiye, artık Balkanlar, Orta Doğu ve Güney Kafkasya üçgeninin dışına çakmalı ve bu üçgenden taşmalıdır.

 

**

 

Değerli Konuklar,

 

Bir parçası olduğumuz Karadeniz Havzası, kıyıdaş ülkeler ve bunlara komşu arka plandaki ülkeler ile birlikte, ekonomik ve politik açıdan her gün biraz daha öne çıkmaktadır.

 

Karadeniz üzerinden, Kafkasya ve Hazar gerisi enerji kaynaklarına ulaşmak mümkündür. Bu enerji kaynaklarından çıkan petrol ve doğal gazın çok önemli bir kısmı, ya gemilerle doğrudan Karadeniz üzerinden, ya da yine Karadeniz üzerinden kontrol edilebilen boru hatları ile taşınmaktadır. Bu durum, Karadeniz’i jeopolitik ve enerji-politik açılarından çok önemli hale getirmiştir.

 

Sovyetlerin dağılmasının neden olduğu serbesti ve değişim, Karadeniz Havzasını dünyaya ve uluslar arası pazara açmıştır. Üretici ve tüketici olarak çok geniş bir nüfus ile, yer altı ve yer üstü kaynakları yönünden çok geniş bir coğrafya, dünya pazarına dahil olmuştur. Bu durum, Karadeniz Havzasını, ekonomik açıdan çok değerli kılmıştır.

 

Karadeniz’in, Soğuk Savaş döneminin ve o zamanki Türk-Sovyet ilişkilerinin etkisinde insan psikolojisinde yer eden “karanlığının” ve “soğukluğunun” hızla değişmeye başlayacağını, Karadeniz’in güney kıyılarının  -ve de özellikle Giresun’un- turizm açısından öne çıkacağını herkesin görmesi gerekir.

 

Türkiye’nin, devlet olarak, Karadeniz’deki bu politik ve ekonomik değişimi görmesi ve bundan ne şekilde yararlanabileceği üzerinde çalışması gerekmektedir.

 

Giresun, müthiş doğası, mavi denizi, eğitim düzeyi yüksek, aydın ve yüzlerini denize dönmüş insanları ile, Karadeniz’deki bu değişimi en çok yakalayabilecek ve değişimden olumlu yönde en çok yararlanabilecek sahil şehirlerinden biridir.        

 

Bu bağlamda, üniversitelere ve üniversitemize, büyük işler ve işlevler düşmektedir.

 

***

 

Değerli Konuklar

 

Giresun Üniversitesi, 2006 yılında kurulmuş yeni bir üniversitedir. Ben de, dört aydan biraz fazla bir süredir, bu üniversitesinin kurucu rektörü, ilk rektörü olarak görev yapmaktayım.

 

Üniversitemizin yeni oluşu, büyük ölçüde isminden ileri gelmektedir.

 

Çünkü, bugün Giresun Üniversitesi çatısı altında bir araya gelmiş birimlerin büyük bir kısmı, dün Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne ve Cumhuriyet Üniversitesi’ne bağlı olarak zaten faaliyet gösteriyordu. Yeni olan birimlerimiz Tıp Fakültesi ile, Fen Bilimleri, Sosyal Bilimler ve Sağlık Bilimleri Enstitülerimizdir.

 

 

İki farklı üniversiteye bağlı olarak bugüne kadar yürütülmüş iş ve işlemleri, bugün tamamıyla Giresun’dan ve Rektörlüğümüz üzerinden yürütmekteyiz. Bunun kolay olmadığını, devam eden bazı sıkıntılarımız olduğunu ve bu sıkıntılarımızın da büyük ölçüde müstakil bir üniversite olmanın farkına varılamamasından -kurumsal kimlik eksikliğinden- ileri geldiğini bilmenizi isterim.

 

Bu tür etkinlikler ve katılımınız, bizlerin kurumsal kimliğimizi hissetmemize ve bu sıkıntımızı aşmamıza katkıda bulunmaktadır ki, bunun için sizlere teşekkür ediyorum.

 

Üniversitemiz, dört fakülteden (Eğitim, Fen-Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler ve Tıp Fakülteleri), bir yüksek okuldan (Sağlık Yüksek Okulu), dört meslek yüksek okulu (Giresun, Şebinkarahisar, Alucra ve Tirebolu Meslek Yüksek Okulları) ile, üç enstitüden (Fen, Sosyal ve Sağlık Bilimleri Enstitülerinden) oluşmaktadır.

 

Fakülte ve Yüksek okullarımız, Giresun merkez ile, Şebinkarahisar, Alucra ve Tirebolu ilçelerinde yer almaktadır.

 

Giresun merkezdeki birimlerimiz üç yerde yoğunlaşmış olup, bu üç yerden biri Rektörlüğümüz, diğer iki yer ise, fakülte ve yüksek okullarımızın yer aldığı ve biz göreve geldikten sonra, Gazi Paşa Yerleşkesi ve Güre Yerleşkesi adlarını verdiğimiz yerlerdir.

 

Eğitim Fakültemiz ile Fen-Edebiyat Fakültemiz, diğer birimlerimize göre köklü ve güçlüdür.

 

Tıp Fakültemize, bu yıl ek kontenjanlarda öğrenci alamayacağız. Ancak bu yıl içinde, en azından poliklinik hizmetleri verecek şekilde hazırlıklarımız sürmektedir. Tıp Fakültemizin akademik ve idari personel ile mekan sorunları bu yıl içinde çözüme kavuşacak ve önümüzdeki yıl öğrenci kabul edeceğiz.  

 

Yeni kayıtlarla birlikte öğrenci sayımız, bugün itibarıyla 8937’dir. Ancak devam eden bütünleme sınavları ve ek yerleştirmeler sonunda bu sayının 8500 civarında olması beklenmektedir. Bu rakam, bir önceki yıla göre, % 15.5 artış demektir. Bu artış, müstakil oluşumuza ve gayretimize bağlanabilecek bir artıştır.

 

Akademik personel sayımız, genelde yeterli olmaktan uzaktır. Göreve başladığımda üniversitemizde hiç kadrolu profesör bulunmamaktaydı. Birisi henüz kadroya atanmamış iki doçent, 35 yardımcı doçent, 97 öğretim görevlisi, 31 araştırma görevlisi, 17 okutman ve uzman mevcuttu.

 

En son çıktığımız ilana bağlı olarak, bugün, benim ve şimdilik geçici olarak üniversitemizde görev yapan tıp alanından profesörümüz dışında, iki kadrolu profesörümüz, üç doçentimiz, 42 yardımcı doçentimiz, 134 öğretim görevlimiz, 40 araştırma görevlimiz, 13 okutman ve uzmanımız bulunmaktadır. Dört ayda gerçekleşen bu akademik personel artışı, artan bir hızla devam edecektir. Yıl sonuna kadar arka arkaya çıkacak akademik personel ilanlarımız olacaktır.

 

Öğrencilerimizi ders dışı zamanlarını en iyi şekilde değerlendirmeleri için, var olan kulüplerin yanına, hemen her alanda yeni öğrenci kulüpleri koyduk. Bunlar, yeni başlayacak. Bu kulüpler üzerinden, öğrencilerimize, boş zamanlarında sosyal yönden kendilerini geliştirebilecekleri imkan ve kolaylıkları sağlayacağız.

 

İdari personelimizin çalışma koşullarını iyileştirmeye yönelik çabalarımız sürecektir.

 

Üniversitemize ait bir derneğin veya vakfın varlığı, akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimize sunacağımız imkan ve kolaylıkların sayı ve kalite olarak artmasına hizmet edecektir. Bunun gayreti içindeyiz.

 

**

 

Değerli Konuklar,

 

Laboratuar imkanlarımız, yeni kurulmuş ve bizden önce kurulmuş bir çok üniversitenin önündedir. Araştırma, biyoloji, kimya, bilgisayar, elektrik-elektronik, yabancı dil, makine ve gıda laboratuarı olarak toplam 25 laboratuarımız vardır. Bu sayıya rağmen, laboratuar olarak kendimizi yetersiz görmekteyiz. Bu yetersizliğimizi, şimdilik fizik ve dil laboratuarı oluşturma ve TÜBİTAK’a sunduğumuz laboratuar projesi üzerinden aşma çabası içindeyiz.

 

Üniversitemizin, kullanılabilecek, prestijli bir konferans salonu bulunmamaktadır. Kültür merkezi, merkezi kütüphanesi ve sosyal tesisi yoktur.

 

Sayın Valimizin, Sayın Belediye Başkanımızın ve yine Sayın Valimizin başkanlığındaki Üniversite Komitesinin katkılarıyla, şimdilik, bu küçük ama, içinde bulunduğumuz koşullarda prestijli diyebileceğimiz bu salonu yaptık. Kendilerine, sizlerin önünde kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. İlk defa Açılış Töreni etkinliklerinde kullandığımız bu salon, bir başlangıçtır. Gelecek yılki açılış törenimizi, daha büyük ve daha donanımlı bir salonda yapma gayreti içinde olacağız.

 

Tekel Bölgesindeki taşınmazımızı, elden geçirerek kullanma konusundaki heyecanımız ve isteğimiz, buradaki binaların sağlamlılığı konusunda verilen olumsuz raporlar nedeniyle, maalesef ilk hızını kaybetti. Buradaki binaların yıkımı ve arazinin tümü üzerinde yeni bir proje ile yola çıkma hazırlığı içindeyiz. Bu konuda, Giresun Mimarlar ve Mühendisler Odası, bir avam projesi hazırladı. Bu vesileyle, odamızın başkan ve yönetim kurulu üyelerine, katkıları için teşekkürlerimi sunuyorum. Bu projeyi ayrıntılı hale getirip ve keşif çıkarttırıp, yapımı yoluna gideceğiz.

 

**

 

Değerli Konuklar,

 

Üniversitelerin sadece kamusal kaynaklarla mesafe alması mümkün değildir. YÖK’ün bizlere söylediği, mesafe almak için, kamu dışı kaynaklara da yönelmemizdir. Bu yönelişte, şu an itibarıyla hemen bizim karşımıza çıkanlar, yardımsever ve eğitime gönül vermiş kişi ve kuruluşların bağışlarıdır. Bir çok üniversitenin, devletten bir kuruş almadan, bu kişi ve kuruluşlara kampus, bina ve laboratuar yaptırdığı ve çok değerli sistem ve cihazları aldırdığı bilinmektedir.

 

Tekel Bölgesindeki projemizin, bu yolla hayata geçmesi bizleri mutlu edecektir.

 

Üçüncü bir yerleşke alanı olarak düşündüğümüz bu projenin bir bütün olarak üstlenilmesi halinde, yetkili kurullarımızdan geçirerek, bu yerleşkeye, bu işi üstelenecek kişi veya kuruluşun adını vermeyi huzurunuzda taahhüt ediyorum.

 

Bu yerleşkenin devreye girmesi ile, içinde büyük bir konferans salonunun ve merkezi kütüphanenin yer alacağı kültür merkezi ihtiyacımız ile, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültemizin bina ihtiyacı ve biraz da sosyal tesis ihtiyacımız karşılanmış olacaktır.

 

Üniversitemizin, idari personel ihtiyacı vardır. Bunun bir kısmını, yemek, temizlik ve güvenlik hizmetlerini ihale yoluyla özel kişi ve kuruluşlara yaptırarak karşılamaktayız. Ama bunlar da, söz konusu ihtiyacımızı tam olarak karşılamaya yetmemektedir. Yeni dönemde, bir taraftan yemek, temizlik ve güvenlik ihalelerimizin çapını büyütmek, diğer taraftan da merkezi sistemden daha çok memur talep etmek suretiyle, idari personel ihtiyacımızı karşılama yoluna gideceğiz.

 

Üniversitemizin araç durumu, bir pikap almamıza ve bir midibüs alacak olmamıza rağmen, büyüme hızımızın gerisindedir ve bu gerilik, hızlı büyüme nedeniyle, giderek kendisini daha çok belli edecektir. Bu konuda, tasarruf tedbirleri, ağır işleyen bürokrasi ve uymak zorunda olduğumuz hukuksal kurallar nedeniyle, maalesef hızlı hareket edememekteyiz.

 

Eğer üniversitemiz kendisine ait bir derneğe veya vakfa kavuşursa, bugüne kadar bize araç bağışlamak isteyen ancak, hukuksal sıkıntılar nedeniyle geri çevirdiğimiz Giresunlu iş adamlarımıza süratle dönerek, bunların bağışlarını kabul edecek ve araç ihtiyacımızı da kısmen bu yolla karşılayacağız. Bu nedenle, üniversitemize ait bir vakfa veya derneğe kavuşmak için bir çalışma içindeyiz ve kısa sürede bu sorunu da aşacağız.

 

 

**

 

Değerli konuklar,

 

Göreve geldikten hemen sonra, önümüzdeki beş yılı - 2008-2012 dönemini- kapsayan Stratejik Planımızı yaptık ve üniversitemizin web sayfasında, bunu herkesin bilgisine sunduk.

 

Buna göre, üniversite olarak, sosyal bilimler alanında öne çıkmayı hedefliyoruz.

 

Hukuk, iletişim, güzel sanatlar, turizm, otelcilik, denizcilik, beden eğitimi, resim ve müzik alanlarında, yeni fakülte, yüksek okul ve meslek yüksek okulları açmayı amaçlıyoruz. Bunlardan uygun olanları ilçelerimizde açmayı ama, her halükarda ilçelerimizin her birinde, en azından bir yüksek okul açma hedefimiz mevcuttur. Şebinkarahisar’da ikinci bir yüksek okul açma çabası içinde olacağız.    

 

Ülkemizdeki ve yabancı ülkelerdeki seçilmiş üniversiteler ile, bazı alanlarda ortak/paralel programlara sahip olmayı, bu yolla akademik personel ve öğrenci değişimini mümkün kılmayı, ortak diplomalar vermeyi hedefliyoruz. Bu bağlamda, yayılma ve ilişki kurma alanı olarak, sadece Avrupa’yı değil, bir bütün olarak Avrasya coğrafyasını görmekteyiz.

 

Öğrencilerimizin,

 

-         aynı alanda eğitim görmüş paydaşlarıyla yarışabilir ve rekabet edebilir bir bilgi düzeyini yakalamış,

-        bir yabancı dili rahatça konuşabilir,

-         Atatürkçü düşünce ile yoğrulmuş ve dolu,

-         milletimizin milli ve manevi değerlerini taşıyan,

-         insan haklarına saygılı,

-         sosyal yönden kendisini geliştirmiş,

-         Türk olmanın şeref ve mutluluğunu duyan,

-         aile, ülke ve millet sevgisi ile dolu,

 

olarak, üniversitemizden mezun olmaları ve bu özellikleri ile hayata atılmaları en temel hedefimizdir. 

 

Karadeniz kıyısında, yüzünü Karadeniz’e dönmüş bir üniversite olarak, Karadeniz’deki gelişmelere ilgisiz kalmamız beklenemez. Üniversite olarak, Karadeniz ile ilgili her soruna akademik ve bilimsel açıdan eğileceğiz.

 

Eğer Giresun’un adı fındık ile anılıyorsa ve Giresun fındığın başkenti olarak kabul ediliyorsa, üniversite olarak bize düşen, fındığın üretiminden, kalitesinden kullanımına, satışından pazarlanmasına her şeyi ile ilgilenmek, bu konuda üreticilere, fındıkla uğraşan iş adamlarımıza ve Giresun’un ekonomisine katkıda bulunmaktır. Fındık ile ilgili özel araştırma merkezimizi kuracağız ve fındık konusunda süratle devreye gireceğiz.

 

 

***

 

 

Sayın Konuklar,

Değerli Meslektaşlarım,

Sevgili Öğrenciler,

 

Üniversiteler, anayasal konumları ve yasal işlevleri itibarıyla, Cumhuriyet’in en büyük kazanımları ve yatırımlarıdır.

 

Bunun böyle görülmesinin arkasındaki en temel mülahaza da, üniversitelerin, bir taraftan devletimizi ayakta tutacak ve güçlü kılacak nitelikli personel yetiştirme ile, diğer taraftan da halkı aydınlatma ve yurttaşlık bilincinin oluşumuna katkıda bulunma ile, görevli kurumlar olmalarıdır.

 

Üniversiteler, dünyadaki ve ülkedeki gelişmeleri yakından izlemek, bunları akademik/bilimsel açıdan değerlendirmek ve bu değerlendirmelerini, aydınlatma işlevleri bağlamında, halkla paylaşmak durumundadırlar.

 

Toplumu bilgilendirmek, üniversitelerin temel görevidir.

 

Bir yönüyle, üniversitelerin, yaratıcı kaos yerleri olduğu da söylenebilir. Ancak bunu söylerken, neden oldukları kaosun yaratıcı olarak görülmesinin arkasında, kaosun, eksikliklerin giderilmesine ve daha iyisinin yapılmasına yapıcı katkılarının olduğu değerlendirmesi yer alır. Farklı görüşler ve tepkiler, daha iyiyi yakalama bağlamında, bir fırsat ve bir katkı olarak görülmelidir.

 

Bunlar, yazılı ve bağlayıcı bir düzenlemeye konu olsun veya olmasın, üniversite kavramının, evrensel algılamasının içinde saklı olan hususlardır.

 

Demokrasi ve insan hakları söylemlerinin, yaşamın her alanında kendisini gösterdiği, sivil toplum olgusunun ve kuruluşlarının öne çıktığı, konuşan toplumun bir güç ve zenginlik kaynağı olarak görüldüğü günümüz ortamında, üniversitelerin aydınlanmaya yönelik bu tür işlevleri, eşyanın tabiatındandır.

 

Zengin iş adamlarının üye olduğu TÜSİAD’ın iç ve dış politikaya ilişkin her konuda görüşlerini kamuoyu ile paylaşabildiği bir ortamda, üniversitelerin, bunu yapamayacaklarını düşünmek,  doğru değildir.

 

**

 

Değerli Konuklar,

 

Türkiye, bildiğiniz üzere, bugünlerde, siyasal iktidar partisi tarafından hazırlatılmış yeni bir anayasa metnini tartışmaktadır.

 

Değerli Konuklar,

 

Hukukun en temel işlevlerinden biri de, toplumda güveni sağlamaktır. Anayasa ve kanunlar ile diğer mevzuat, bunun için vardır.

 

Anayasa, adı üzerinde, yasaların anasıdır ve çıkarılacak yasalara kaynaklık eder. Yasalar, anayasaya dayanmak zorundadırlar.

 

Bu yönüyle, anayasa, bir toplumda sığınılacak, en güvenli liman demektir. Bu nedenle, anayasalar, hep, o toplumu bir bütün olarak doğrudan temsil eden veya ettiği kabul edilen kişilerin katılımından oluşan kurullar veya meclisler tarafından hazırlanmıştır.

 

Bu noktada, anayasayı değiştirmekle, yeni bir anayasayı hazırlamak arasındaki farkı da iyi görmek gerekir.

 

Siyasal iktidarlar,  yürürlükteki anayasada yer alan hükümlere göre, anayasada değişiklikler yapabilirler. Fakat siyasal iktidar olmalarından ve özellikle yasama organını tek başlarına kontrol edebilmelerinden hareketle, anayasayı bir bütün olarak yeniden hazırlayıp yasama organından geçirebileceklerini düşünmeleri, hukuken, siyaseten ve, demokrasi ve siyasal düşüncenin gelişimi açısından doğru değildir. Böyle değerlendirildiği için de, anayasalarda, anayasanın bir bütün olarak yeniden hazırlanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmemiş, genellikle anayasanın değiştirilmesine ilişkin hükümler öngörülmüştür.  

 

Teorik olarak, yasaların doğasında var olduğu kabul edilen toplumsal uzlaşma, diğer yasalar karşısındaki konumu nedeniyle, anayasalar için, doğrudan, gerçekçi olarak, öncelikle ve özellikle söz konusudur.

 

Anayasa önerisinin, siyasal iktidardan gelmesi ve en azından yasama organındaki partilerin dışarıda bırakılması, anayasaların toplumsal uzlaşmanın ürünü olduğu gerçeği ile bağdaşmamaktadır.

 

Mevcut anayasada, anayasada nasıl değişiklik yapılacağı açıkça öngörülmüş; ancak devletin şeklinin Cumhuriyet olduğuna dair 1. maddesi ile, Cumhuriyet’in niteliklerinin sayıldığı 2. maddesinin ve dil, bayrak, marş ve başkentin düzenlediği 3. madde hükümlerinin, değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif dahi edilmeyeceği, özellikle hükme bağlanmıştır.

 

Anayasa önerisinde, değiştirilmesi yönünde teklif dahi getirilemeyeceği belirtilen 2. ve 3. maddelere değişiklik öngörülmesi, yapılmak istenenin iyi anlaşılması bakımından dikkate alınması gereken önemli bir veridir.

 

Herkes, lafzı ve ruhu ile, anayasaya bağlı olmak ve anayasaya saygı göstermek durumundadır.

 

Hukuk ve demokrasi anlayışı, yasama organında çoğunluğu elinde tutan siyasal iktidara, her şeyi yapma hakkını vermez. Böyle bir şey, hukukun varlık nedenini teşkil eden, toplumdaki güven ortamının ciddi şekilde sarsılmasına; herkesin istediğini yapabildiğini düşündüğü ama, gerçekte kimsenin istediğini yapamadığı, hukuk dışı bir ortama neden olur. 

 

Bu itibarla, bugün, anayasayı değiştirmek için değil de, bir bütün olarak anayasayı yeniden ve sil baştan hazırlamak için yola çıkılmış olması, isabetli bir yaklaşım olmamıştır.

 

*

 

Değerli Konuklar,

 

Yeni anayasa önerisine bakıldığında, içinde bir kavram tercihinin yer aldığı görülmektedir. Bu tercih de, “Türk” kavramının kullanılmasından kaçınma şeklinde kendini göstermektedir. Yürürlükteki mevcut anayasada geçen “Türk Devleti”, “Türk Vatandaşı” gibi kavramlara itibar edilmemiştir. Etnik veya başka bir ayrım yapılmaksızın, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk kabul edilmesinden duyulan rahatsızlığı anlamakta güçlük çekilmektedir. Eğer bir rahatsızlık var ve bu rahatsızlığa istinaden böyle bir düzenlemeye gidiliyorsa, bu konuda yapılmak istenen değişiklik, tam tersine, milli ve coğrafi bütünlüğümüzü hedef alan gelişmelerin önünü açacaktır.

 

*

 

Değerli Konuklar,

 

Dil, bir topluma bırakılmış en kutsal emanetlerden biridir. Dil, varlığı koruma ve sürdürmenin, toplum olarak güçlü olmanın aracıdır ve bu nedenle dili tartışmamak gerekir.

 

Mevcut ve yürürlükte olan anayasanın değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri arasında yer alan 3. maddede, devletin dilinin Türkçe olduğu öngörülmektedir. Yeni anayasa önerisinde ise, bir taraftan resmi dilin Türkçe olduğu, diğer taraftan da Türkçe’den başka dillerde eğitim ve öğretim yapılabileceği öngörülmektedir.

 

Devletin dili olmaz deniliyor ama, kimse Fransa’da yakın zamanda yapılan değişiklikle, anayasaya, “Cumhuriyetin dili Fransızcadır” ifadesinin girdiğini hatırlamak istemiyor.

 

Devletin dili demek, diğer muhtemel dilleri dışarıda bırakan bilinçli bir tercihtir. Bunun kaldırılması ve resmi dil Türkçe denilmesi, bir taraftan resmi kullanımların dışında diğer dillerin konuşulmasının önünü hukuksal olarak açacak, diğer taraftan da bir süre sonra bölgesel düzeyde farklı dillerin de resmi dil olması yönünde taleplerle karşılaşılabilecektir.

 

*

 

Değerli Konuklar,

 

Türban konusu, Anayasa Mahkemesi ve diğer ilgili mahkemelerin ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin kararlarıyla, hukuksal bir esasa kavuşmuş bir konudur. Türban konusunda Türkiye’de verilmiş kararların Avrupa normları ile bağdaştığı hüküm altına alınmıştır. Keza son dönemde bazı Avrupa ülkelerinin, Türkiye’de olduğu gibi, türban konusunda özel düzenlemelere gitme ihtiyacı duydukları da bir vakıadır.

 

Hal böyle iken, yeni anayasa önerisinde, yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafetin serbest bırakılmasının öngörülmesi, anlaşılır olmaktan uzaktır.

 

Öngörülen düzenleme, bir taraftan türban dışında daha başka kıyafetlerin de üniversitelere serbestçe girmesine neden olabilecek, diğer taraftan da hukuka/yargıya olan güveni sarsacak bir düzenlemedir. Keza, öngörülen düzenlemenin, İslam’a siyasal bir olgu olarak yaklaşanların elini kuvvetlendireceğini ve samimi Müslümanları sıkıntıya sokacağını söylemek de mümkündür.

 

*

 

Değerli Konuklar,

 

Çağdaş demokrasilerde ve anayasal sistemlerde, kuvvetler ayrılığı esastır.

 

Yeni anayasa önerisi, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran ve yürütmeyi merkeze koyan bir içeriğe sahiptir. Yasama, yürütme ve yargının kontrolünü siyasal iktidara vermektedir. Bu da, haliyle, kuvvetler ayrılığı değil, kuvvetler birliği anlamına gelmektedir. Cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılması, yüksek yargı organlarının bir kısım üyelerinin yasama organı tarafından atanması, bazı kurullarının gündemini belirleme işinin Başbakana bırakılması, yasama-yürütme iç içeliğine yargıyı da dahil etmektedir.

 

Yasamada çoğunluğu elinde bulunduran siyasal iktidarın, hem hükümeti kurması, hem de yargıyı kontrol etmesi, kuvvetler ayrılığının içinde saklı olan “fren ve denge sistemini” ortadan kaldıracağı için, ülkeyi bir felakete sürükleyebilecek bir durumdur. 

 

***

 

Değerli Konuklar,

 

İzninizle, şimdi de varlıklarıyla, çabalarıyla, çalışmalarıyla, üniversiteyi üniversite yapan, akademik ve idari personelime, öğrencilerimin anne ve babaları ile, öğrencilerime hitap etmek istiyorum.

 

**

 

Üniversitemizin Değerli Öğretim Elemanları,

Değerli Meslektaşlarım,

 

Üniversitemizin bugünlere gelmesinde gösterdiğiniz gayret için hepinize teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki, yeni akademik yılda, eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetlerinde, daha bir gayretli olacağız. Ders dışı akademik faaliyet ve etkinliklerimiz, önceki yıla göre daha fazla olacaktır. Alanlarınızda öne çıkmış değerli hocalarınızı üniversitemizde düzenleyeceğimiz akademik etkinliklerde misafir etmek, onlara üniversitemizi ve Giresun’u tanıtmak, üniversitemizin gelişimi açsından son derece önemlidir.

 

Sizlerden, derslerinizi eksiksiz-dolu dolu yapmanızı, öğrencilerimize her bakımdan örnek olmanızı, değer verdiğinizi onlara ihsas etmenizi ve akademik çalışma ve yayınlarınız itibarıyla, üniversitemizin adını duyurmanızı bekliyorum.       

 

**

 

Üniversitemizin Değerli Akademik ve İdari Personeli,

 

Huzurlu bir eğitim-öğretim ortamının sağlanması ve bunun korunması, sadece üniversite yönetiminin çabaları ile geçekleştirilebilecek bir husus değildir. Bunun sağlanması, tüm akademik ve idari personelin gereken duyarlılığı göstermesine bağlıdır. Sizlerden, bu duyarlılığı göstermenizi bekliyorum.    

   

Sizlere, başarılı bir akademik yıl diliyorum.

 

**

 

Değerli Anneler ve Babalar,

Değerli Veliler,

 

Yetiştirip bugünlere getirdiğiniz ve bizlere emanet ettiğiniz evlatlarınız için, sizleri içtenlikle kutluyor ve teşekkür ediyorum. Eğitime gönül vermiş, aydınlık yüzlü Giresun halkının konukseverliğine ve bizlere güvenebilirsiniz.

 

Sizlerden aldığımız bu en değerli emanetleri, nitelikleri anayasada yazılı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve yüzyılların birikimiyle bütün dünyaya insanlığı öğretmiş Büyük Türk Milleti’ne yaraşır, alanlarında yetkin ve yeterli evlatlar olarak yetiştireceğiz.

 

Yüreğiniz ferah, gönlünüz rahat olsun.

 

**

 

Değerli Öğrenciler,

Sevgili Gençler,

 

Öncelikle üniversite sınavında göstermiş oldukları başarıdan, milyonlarca genç arasından sıyrılıp üniversiteye adım atmış ve üniversitemizi tercih etmiş olmalarından dolayı, yeni kayıtlı öğrencilerimi kutluyorum.

 

**

 

Sevgili Gençler,

 

Üniversitemizdeki eğitim-öğretim süreci içinde edineceğiniz çağdaş bilgi, beceri, tutum ve davranışlar, bundan sonraki tüm yaşamınızı etkileyecek ve belirleyecektir. Bu itibarla, üniversitemizdeki sürenizi, hayata hazırlanma yolunda, en iyi şekilde değerlendirmeye çalışınız.

 

Biz, üniversite olarak, kendimizi “hayata açılan bilgi limanı” olarak görüyoruz. Bu limandan yetkin ve yeterli olarak denize açılmaya bakınız.

 

Sizler, ülkemizin varlığını ve geleceğini temsil ediyorsunuz. Bu denli önemli bir sorumluluğu taşımaya hazırlanan sizlerin, bazı hususları özellikle unutmamasını, hep hatırlamasını isterim.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hangi koşullarda ve nasıl kurulmuş olduğunu, hangi temeller üzerinde yükselip bugünlere geldiğini lütfen hep hatırınızda tutunuz.

 

*

 

Sevgili Gençler,

 

1919’da başlayan Milli Mücadele, bir bağımsızlık mücadelesidir. Milli mücadele, sömürge ve başkalarının uşağı olmak istemeyen bir milletin mücadelesidir. Bağımsızlık olmadan, bu coğrafyada yaşayabilmek ve ayakta durabilmek mümkün değildir. Egemen ve bağımsız olmamak, sömürge valilerinin yönetiminde uşak olmak demektir.

 

Lütfen bu gerçeği unutmayınız.

 

*

 

Sevgili Gençler,

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, milli birlik üzerine kuruludur. Milli birliğimiz, milli bir kimliğe dayanır. Bu milli kimlik de,

 

-         bir etnik veya dinsel temele değil;

-         ortak bir tarihe ve ortak bir kültüre sahip,

-         aynı şeylere sevinip, aynı şeylere üzülen ve ortak bir gelecek kaygısına sahip,

-         kendisini, aklı ve vicdanı ile Türk Milletinin bir parçası olarak sayan ve gören,

 

bireylerin birlik ve beraberliği temeline dayanır.

 

Bu nedenle, etnik, dinsel ve kültürel bazı farklılıkların, milli ve coğrafi bütünlüğü zedeleyici bir yapıda kendisini göstermesi kabul edilemez. Bu tür farklılıklar, hemen her ülkede vardır. Ve hiçbir ülke, bunların milli ve coğrafi bütünlüğünü tehdit etmesine müsamaha ile yaklaşmaz.

 

Bunun için, lütfen demokrasi ve özgürlükler ülkesi olarak anılan ülkelere bakınız. Bu ülkelerin çoğu, gerçekte demokrasinin ve özgürlüklerin en çok kısıtlanmış olduğu ülkelerdir. Bu ülkelerin kısıtlama gerekçeleri, kamu düzeni, kamu güvenliği, milli ve coğrafi bütünlüğü korumadır.

 

Demokrasi ve insan hakları bayraktarlığı yapan bu ülkeler için, Irak’a bakılması yeterlidir. Irak’ın bugün içine düştüğü durumun arkasında, ülkedeki etnik, dinsel ve kültürel bazı farklılıkların, milli ve coğrafi bütünlüğü hedef alan bir mecrada kendisine yer bulması ve bunun, içeriden ve dışarıdan bu yönde destek görmesidir.

 

Keza, Yugoslavya’nın parçalanması da bu bağlamda görülmesi ve ders alınması gereken bir örnektir.

 

*

Sevgili Gençler,

 

Laiklik, anayasal sistemimizin ve Cumhuriyetimizin dayandığı en temel ilkelerdendir. İnsanların vicdanlarında ve tanrıyla aralarında kalması gereken dinin siyasallaşması, bir siyasi ve ekonomik çıkar aracı olarak kullanılması, milli değerlerin erozyona uğramasına ve sonuçta milletin yerini ümmetin almasına hizmet eder.

 

Irak’ta Türkmenler katledilirken seslerini çıkarmayanların ve kıllarını kıpırdatmayanların, Şii diktatörlüğünün kurulacağı endişesi ile Irak’a müdahaleyi gündeme getirmeleri, dinin siyasallaşmasının sonuçları bağlamında değerlendirilmesi gereken bir örnektir.

 

Dinin siyasallaşması ve, siyasi ve ekonomik bir baskı aracına dönüşmesi, bireyi aydın, toplumu çağdaş ve devleti de uygar olmaktan uzaklaştıracaktır.

 

Dinin siyasallaşması, tarikat ve cemaat yapılaşmasını tetikleyerek, dinde yozlaşmaya ve sonuçta, dinin kutsallığına gölge düşmesine neden olacaktır. Dünyevileşen bir dinin, tanrısal ve ilahi boyutunu giderek kaybedeceği şüphesizdir.

 

Laiklik konusundaki tartışmaları, arkasında ümmetçilik olabileceği düşüncesi ile, Türk Kimliği ile, Türk Milleti gerçeği ile, birlikte değerlendirmek gerekir.

 

*

 

Sevgili Gençler

 

Son dönemde, Yeni Osmanlıcılık olarak takdim edilen ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700. yılı kutlamalarından bu yana zaman zaman kendisini gösteren düşüncenin de, yine millet kavramını dışladığı ve ümmet kavramını çıkış noktası aldığını unutmayınız.

 

*

 

Sevgili Öğrenciler,

Sevgili Gençler,

 

Tekrar söylüyorum, bize öyle görülmese de, bize öyle gösterilmese de, Türkiye, büyük ve güçlü bir ülkedir; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, önemli bir devlettir. Yaşadığımız bütün iç ve dış sorunların arkasında, bu büyüklük, bu güç ve bu önem vardır.

 

Türkiye ile ilgili senaryoları olan bazı iç ve dış çevreler, Türkiye’nin büyüklüğünü, gücünü ve önemini, önlerinde bir engel olarak görmektedirler.

 

Ancak biz biliyoruz ki, güneşi balçıkla sıvamanın bir anlamı ve değeri yoktur.

 

Üniversiteler, iç ve dış gelişmeleri birlikte ve yakından takip edebilme avantajına sahip nitelikli kurumlardır ve bu avantajları, üniversitelere, en olumsuz koşullarda bile, büyük bir cesaretle ve kendilerinden emin olarak, doğruları söylemesine imkan verir.

 

Üniversite olarak, içeriden ve dışarıdan milli ve coğrafi bütünlüğümüzü hedef alan saldırılar ile, bunlar karşısında suskun ve seyirci kalanları ve bunlar karşısında suskun kalmayıp sorumlu hareket edenleri, tarihin kaydedeceğine inanıyoruz.

 

Ve yine inanıyoruz ki, gelecekte, hiçbir kişi ve kuruluş, bugünün tarihi gerçekleriyle yüzleşmekten ve tarihin şaşmayan objektif yargısından kaçamayacaktır.

 

*

 

Sevgili Gençler,

 

Sizlere, Büyük Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini bir kere daha, bir kere daha okumanızı öneriyorum.

 

Unutmayınız,

 

-         okuyan,

-         düşünen,

-         sorgulayan,

-         tartışan,

-         fikir üreten,

-         doğru bildiği ve inandığı fikirleri korkmadan ifade edebilen,

-         ülkesindeki, bölgesindeki ve dünyadaki sorunlara ve gelişmelere duyarlı,

-         her türlü dogmatik düşünceden uzak,

-         bağımsızlığımızı, üniter yapımızı ve başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetimizin temel niteliklerini bütün değerlerin üzerinde gören,

-         Büyük Atatürk’e ve O’nun düşünce sistemine yürekten bağlı, O’nun açtığı yolda yürümeye ve bu yolda mücadeleye kararlı,

 

Türk Gençliği, bulunduğumuz coğrafyada bağımsız, çağdaş ve uygar bir toplum olarak varlığımızı korumamızın ve sürdürmemizin yegane güvencesidir.

 

Sizlere inanıyor ve güveniyorum.

 

Bu inanç ve güvenle, yeni akademik yılda sizlere üstün başarılar diliyorum.

 

***

 

Değerli Konuklar,

 

Uzun süren konuşmam için hoş görünüze sığınıyorum.

 

Sizlerin sabrını daha fazla zorlamadan, benim için gerçekten önemli olan bir görevi daha yerine getirmeme, izin vermenizi istiyorum.

 

Öncelikle, bugün bizleri Giresun Üniversitesi olarak burada bir araya getiren, bu üniversitenin kurulmasında emeği geçen herkese,  başta Giresun’un eğitime gönül vermiş aydınlık insanları olmak üzere, ilimizin siyaset adamalarına, resmi ve sivil yöneticilerine, iş adamı ve esnaflarına kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Bugünkü birimlerimizin daha önce bağlı olduğu ve bu birimlerimizi bugünlere getiren Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne, Cumhuriyet Üniversitesi’ne, aynı şekilde kalbi şükranlarımı sunuyorum.

 

Üniversitemize günlük siyasetin üstünde bir yaklaşımla eğildikleri, baktıkları ve bu bağlamda esirgemedikleri ilgi ve destekleri için, ilimizin değerli milletvekillerine kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Yaklaşık dört ay önce üniversitede göreve başladığımdan bu yana, bütün çalışmalarımda desteğini hep hissettiğim, hep üniversitemizin yanında olmuş Sayın Valimize, huzurunuzda teşekkür ediyorum. Varlığı, bugüne kadar üniversitemize güç kattı, bundan sonra da güç katmaya devam edecektir.

 

Aynı şekilde, bugüne kadar esirgemedikleri yardımları için, özellikle bu konferans salonunun bulunduğu binanın hazırlanmasına verdikleri destekten dolayı, Sayın Belediye Başkanımıza teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar.

 

Bizim, Sayın Valimizin başkanlığında, ilimizin resmi ve sivil yöneticilerinden oluşan bir Üniversite Komitemiz var. Sıkıştığımız her konuda müracaat ettiğimiz ve destek bulduğumuz, bu Komitenin çok değerli üyelerinin her birine de, yine ayrı ayrı kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Keza, göreve geldiğim ilk günden beri üniversitemizin yanında gördüğüm; yaptıkları yardımlar ve verdikleri destekle, yeni kurulan diğer üniversiteler içinde kendimizi şanslı addetmemize ve hızla mesafe almamıza katkıda bulunmuş olan Ticaret ve Sanayi Odamızın Oda ve Meclis Başkanları ile üyelerine şükranlarımı sunuyorum.

 

Aynı şekilde üniversitemize desteklerini esirgemeyen İstanbul’daki ve Bursa’daki Giresunlu iş adamlarımıza da, yine kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Ve son bir teşekkürü de, uzak yerlerden -yurt dışından ve yurt içinden- gelerek açılış törenimizde bizleri onurlandıran özel konuklarımıza yapmak istiyorum. “Atatürk”, “Atatürk ve Dış Politika” konularındaki konuşmaları ile bizleri onurlandıracak olan Sayın Andrew Mango’ya ve çok değerli hocalarımız Sayın Prof. Dr. Anıl Çeçen’e, Sayın Prof. Dr. Zehra Odyakmaz’a ve Sayın Prof. Dr. Hale Şıvgın’a şükranlarımı sunuyorum.   

 

***

 

Değerli Konuklar,

 

Üniversitemizin 2007-2008 Akademik Yılının açılış törenine katılımınız ile bizleri onurlandırdığınız için, şahsım ve üniversitem adına, sizlere şükranlarımı sunuyorum.

 

Yeni akademik yılda, akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimize başarılar diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. 

 

01 Ekim 2007