SAYI 15 / EKİM 2003


I. Bu sayıda, Ord. Prof. Dr. Enver Ziya Karal’ın, Büyük Atatürk’ün siyaset ahlakı ve siyasal partiler konusunda yazdıklarını sizlerle paylaşacağım.

“ ...Siyasal partilerin, memleket kaderinde oynadıkları rol bu kadar büyük olunca, bu partileri sevk ve idare edecek kimselerde bir takım meziyet ve şartların aranması pek tabiidir. Atatürk bu gibi kimselerin şu şartları nefislerinde toplamış olmalarını gerekli görür:

- Akıl ve zeka ve mantık ile hareket etmeleri,
- Türk Milleti’nin yakın ve uzak tarihine, gereği kadar vakıf bulunmaları; milli ahlak ilkelerine sahip bulunmaları, daima yüksek , asil ve kutsal amaçlara doğru yürümeleri.

Birinci noktada Atatürk’ün ne demek istediği şu fikirlerinde belirmektedir:

‘Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de dünya tarihinin binbir facia ve ızdırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticedir.’

‘Milleti, aklımızın ermediği veya yapmak güç ve yeteneğini kendimizde görmediğimiz hususlarda aldatarak geçici teveccühler kazanmaya tenezzül etmemeliyiz. Millete adi politikacılar gibi yalancı vaadlerde bulunmaktan nefret ederiz

...Biz milletimizi gerçek kurtuluşa, esenliğe kavuşturmak için tatbikinin gerekli olduğuna kanaat getirdiğimiz esasları tatbik ve icrada tereddüt göstermedik. Bu esasların devam ve istikrarını teyid için ise, hayatımız ortadadır.’

Atatürk’ün ahlak konusundaki fikirlerine gelince, günümüz kimi siyaset adamlarına uyacak niteliktedir ve şöyledir:

‘Ahlakın millet teşkilinde yeri çok büyüktür... Ahlak dediğimiz zaman, ahlak kitaplarında yazılı olan veya bir takım ahlak hocalarının tavsiye ettikleri nasihatleri murat etmiyorum. Murat ettiğim ahlak, milli ve sosyal ahlaktır... Kaynağı da cemiyettir, millettir.’

Atatürk, bu karakterde vatandaşların eğitim ile yetiştirilebileceğini şu suretle ifade etmektedir:

‘Erkek ve kız çocuklarımızın aynı suretle bütün öğrenim derecelerindeki talim ve terbiyelerinin umumi olması önemlidir. Memleket evladı, her tahsil derecesindeki iktisadi hayatta kuvvetli etki yapacak ve muvaffak olacak surette teçhiz olunmalıdır. Milli ahlakımız, medeni esaslara ve hür fikirlere göre tenmiye ve takviye olunmalıdır. Bu çok mühimdir. Bilhassa dikkatinizi çekerim, korkutma esasına dayanan ahlak bir fazilet olmadıktan, başka itimada da şayan değildir.’

Atatürk’e göre siyasi partilerin önemli bir vazifesi de seçimlerde seçmen ile millet adayı karşısında davranışlarıdır. Milletvekili seçimi, milletin hayatı ile alakalı bir iş olduğu için, bu noktada partilerin çok dikkatli ve kıskanç olmalarıdır. Bu hususta başvurulacak tedbir milletin, kendisine rey vereceği kimse hakkında doğru ve isabetli bilgileri edinmek ve bu hususta seçmenin reyini kullanmasına delalet etmektir.

Bu tedbirlere rağmen Atatürk, adi politikacıların partiler yoluyla Meclise girebileceklerini de varit görür. Bunlar, yapmak kudret ve kabiliyetinde bulunmadıkları vaadlerde bulunarak ve millete dost görünerek iktidar mevkiine bile geçebilirler. Bundan sonra da memleketin gerçek ihtiyaçlarını düşünecek yerde, milleti oyalayarak şahsi menfaatlerini sağlamaya çalışırlar. Atatürk, partilere girebilecek bu gibi samimi olmayan ve gizli maksatlı unsurların, kanun üstünde netice almak isteyen emel sahiplerinin, bütün milletçe menfur görülmesini ve bir de siyasi partilerin, bu gibilerin tealilerine daima uzak kalmalarını tavsiye eder...”

(Kaynak: Enver Ziya Karal, “Atatürk, Siyaset Ahlakı ve Siyasal Partiler”, Atatürkçülük-İkinci Kitap, Ankara, 1983, s.203-204.)

II. Kıymetli bir büyüğümden bir vesileyle, Abraham Lincoln’un, oğlunun öğretmenine yazdığı ifade edilen mektubun bir örneğini edindim. Bu mektubun ilk paragrafını sizlerle paylaşıyorum:

“Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını, fakat şunu da öğret ona, ‘her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider’ vardır. Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen, kazanılan bir doları, bulunan beş dolardan daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını...”

osmetoz@yahoo.com