I. Bu sayıda, Ord. Prof. Dr.
Enver Ziya Karal’ın, Büyük Atatürk’ün siyaset ahlakı ve
siyasal partiler konusunda yazdıklarını sizlerle paylaşacağım.
“ ...Siyasal partilerin, memleket kaderinde
oynadıkları rol bu kadar büyük olunca, bu partileri sevk
ve idare edecek kimselerde bir takım meziyet ve şartların
aranması pek tabiidir. Atatürk bu gibi kimselerin şu şartları
nefislerinde toplamış olmalarını gerekli görür:
- Akıl ve zeka ve mantık ile hareket etmeleri,
- Türk Milleti’nin yakın ve uzak tarihine, gereği kadar
vakıf bulunmaları; milli ahlak ilkelerine sahip bulunmaları,
daima yüksek , asil ve kutsal amaçlara doğru yürümeleri.
Birinci noktada Atatürk’ün ne demek istediği
şu fikirlerinde belirmektedir:
‘Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil
doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu
çizen içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk
Milleti ve bir de dünya tarihinin binbir facia ve ızdırap
kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticedir.’
‘Milleti, aklımızın ermediği veya yapmak
güç ve yeteneğini kendimizde görmediğimiz hususlarda aldatarak
geçici teveccühler kazanmaya tenezzül etmemeliyiz. Millete
adi politikacılar gibi yalancı vaadlerde bulunmaktan nefret
ederiz
...Biz milletimizi gerçek kurtuluşa, esenliğe
kavuşturmak için tatbikinin gerekli olduğuna kanaat getirdiğimiz
esasları tatbik ve icrada tereddüt göstermedik. Bu esasların
devam ve istikrarını teyid için ise, hayatımız ortadadır.’
Atatürk’ün ahlak konusundaki fikirlerine
gelince, günümüz kimi siyaset adamlarına uyacak niteliktedir
ve şöyledir:
‘Ahlakın millet teşkilinde yeri çok büyüktür...
Ahlak dediğimiz zaman, ahlak kitaplarında yazılı olan veya
bir takım ahlak hocalarının tavsiye ettikleri nasihatleri
murat etmiyorum. Murat ettiğim ahlak, milli ve sosyal ahlaktır...
Kaynağı da cemiyettir, millettir.’
Atatürk, bu karakterde vatandaşların eğitim
ile yetiştirilebileceğini şu suretle ifade etmektedir:
‘Erkek ve kız çocuklarımızın aynı suretle
bütün öğrenim derecelerindeki talim ve terbiyelerinin umumi
olması önemlidir. Memleket evladı, her tahsil derecesindeki
iktisadi hayatta kuvvetli etki yapacak ve muvaffak olacak
surette teçhiz olunmalıdır. Milli ahlakımız, medeni esaslara
ve hür fikirlere göre tenmiye ve takviye olunmalıdır. Bu
çok mühimdir. Bilhassa dikkatinizi çekerim, korkutma esasına
dayanan ahlak bir fazilet olmadıktan, başka itimada da şayan
değildir.’
Atatürk’e göre siyasi partilerin önemli
bir vazifesi de seçimlerde seçmen ile millet adayı karşısında
davranışlarıdır. Milletvekili seçimi, milletin hayatı ile
alakalı bir iş olduğu için, bu noktada partilerin çok dikkatli
ve kıskanç olmalarıdır. Bu hususta başvurulacak tedbir milletin,
kendisine rey vereceği kimse hakkında doğru ve isabetli
bilgileri edinmek ve bu hususta seçmenin reyini kullanmasına
delalet etmektir.
Bu tedbirlere rağmen Atatürk, adi politikacıların
partiler yoluyla Meclise girebileceklerini de varit görür.
Bunlar, yapmak kudret ve kabiliyetinde bulunmadıkları vaadlerde
bulunarak ve millete dost görünerek iktidar mevkiine bile
geçebilirler. Bundan sonra da memleketin gerçek ihtiyaçlarını
düşünecek yerde, milleti oyalayarak şahsi menfaatlerini
sağlamaya çalışırlar. Atatürk, partilere girebilecek bu
gibi samimi olmayan ve gizli maksatlı unsurların, kanun
üstünde netice almak isteyen emel sahiplerinin, bütün milletçe
menfur görülmesini ve bir de siyasi partilerin, bu gibilerin
tealilerine daima uzak kalmalarını tavsiye eder...”
(Kaynak: Enver Ziya Karal, “Atatürk, Siyaset
Ahlakı ve Siyasal Partiler”, Atatürkçülük-İkinci Kitap,
Ankara, 1983, s.203-204.)
II. Kıymetli
bir büyüğümden bir vesileyle, Abraham Lincoln’un, oğlunun
öğretmenine yazdığı ifade edilen mektubun bir örneğini edindim.
Bu mektubun ilk paragrafını sizlerle paylaşıyorum:
“Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların
dürüst ve adil olmadığını, fakat şunu da öğret ona, ‘her
alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık
kendini adamış bir lider’ vardır. Her düşmana karşı bir
dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum, fakat
eğer öğretebilirsen, kazanılan bir doları, bulunan beş dolardan
daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret
ona ve kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara
yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini
öğret ona. Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip
olduklarını...”