İLGİLENENLERE…
Ocak 2008
1. “Türkiye’nin Yeni Taslak Anayasası” başlığı ile, 3 Mart 2008 günü, ABD’de, Kolombiya Üniversitesi ve Türk Kültür Merkezi tarafından bir konferans düzenlenmiş. Konferansın sponsorları, “Center for the Study of Democracy, Toleration, and Religion (CDTR)” ve “The Institute for Religion, Culture and Public Life (IRCPL)”. Bu konferansa, Türkiye’den Prof. Dr. Ergun Özbudun ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Mir Dengir Mehmet Fırat katılıyor. Türkiye’den katılan söz konusu iki isim, AKP tarafından hazırlatıldığı iddia edilen taslak anayasanın hazırlayıcılarından.
Anayasalar, o ülkede yaşayan insanların hissiyatını, ortak ruhunu, ortak iradesini, ortak beklentilerini, ortak düşüncelerini, ortak kültürünü, ortak tarihini, velhasıl o ülkede halkın paylaştığı ne varsa, bunların hepsinin orak ürünüdür, öyle olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu yönü ile, anayasalar, hem özgün, hem de millidirler. Hal böyle iken, Türkiye için hazırlandığı ileri sürülen Anayasa taslağının ABD’de tartışılmasının anlamı ne olabilir? Teknik olarak, Amerikalı Anayasa uzmanlarından danışmanlık hizmeti almak ile, ABD’de bu konuda bir panel düzenlemek ayrı şeylerdir. Gidip ABD’de Anayasa taslığını Amerikalılarla tartışanların, Türkiye’de aynı şey Türk akademisyenler ve belki de “milletin temsilcileri” olan parlamenterler ile yapması, evleviyetle gerekli değil midir?
Herkesin, niçin ABD, niçin ABD’de, sorularını kendi kendine sorması gerekir.
1961 ve 1982 Anayasalarını “askerlerin anayasası” olmakla ve halkın görüşünü yansıtmamakla eleştirenler, “Amerikalıların anayasası” olmakla ve Amerikan kamuoyunun bakış açısını yansıtmakla eleştirileceklerini niçin görmüyorlar? Amerikalıların, Türk askerine göre, Türk insanının ortak hissiyatını, ortak ruhunu, ortak iradesini, ortak beklentilerini, ortak düşüncelerini, ortak kültürünü, ortak tarihini daha çok yansıtacağı düşünülebilir mi? “Asker yapmışsa kötüdür, Amerikalılar evet demişse iyidir” gibi bir algılamayı herkesin iyi sorgulaması gerekir. 17 Şubat 2008
2. Kronen Zeiting’un 10 Şubat 2008 tarihli nüshasında, Kurt Seintz imzasıyla yayınlanan “Erdoğan, Türk Okulları Önerisiyle Almanları Şoka Uğrattı” başlıklı yazıda ilginç hususlara yer verilmiş.
Yazıda, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın Almanya’da Türk okulları, liseleri ve üniversiteleri açılması önerisinin Başbakan Merkel tarafından ret edildiği ve yine Merkel’in, Erdoğan’ın Almanya’daki Türkler için “ben onların da başbakanıyım” ifadesinin kızgınlıkla ve şaşkınlıkla karşılandığı ifade ediliyor.
Almanya’nın bu yaklaşımı, Batının, Türkiye’de belli kesimlerin ağızlarına sakız yaptığı “temel insan hakları ile ilgili” bazı olgulara nasıl baktığını ortaya koyması açısından önem arz ediyor. Türkiye’de Alevi ve Kürt kökenli insanlarımız için Ankara’ya gelip bunlar için talepte bulunanlar ve Ankara’da bu taleplerin takipçisi olan kesimlerin, bunu iyi görmesi gerekir. Almanya’nın bu yaklaşımı, hem Türkiye’den talep edilenlerin, hem de Türkiye’de bu taleplere destek verenlerin, iyi anlaşılması bakımından da önemlidir diye düşünülmektedir.
Bazı Alman Yöneticileri ve bazı Alman siyaset adamları, kendi üniter yapılarını koruma adına, ülkelerinde yaşayan Türkler konusunda bu olumsuz tavrı geliştirirken, Türkiye’de benzer taleplerin gündeme gelmesine aracılık etmekten ve destek vermekten geri durmamaktadırlar.
Onların üniter yapısı önemli de, bizim üniter yapımız önemli değil!...
Türkiye’nin önüne konulan benzeri taleplere Türkiye’den destek verenler, ya bu durumu iyi görmüyorlar, ya da bunlar için de Türkiye’nin üniter yapısı önemli değil!... Başka türlü anlamak mümkün mü? Ben böyle anlıyorum. 18 Şubat 2008
3. Geçtiğimiz Haziran ayı içinde Moskova’da “Genişletilmiş Karadeniz” konulu bir yuvarlak masa toplantısına davetli olarak katıldım ve konuştum. Türkiye’den benim dışımda bir emekli büyükelçimiz de davetliydi ve konuştu. İtalya’dan, Romanya’dan, Bulgaristan’dan, Ukrayna’dan, Gürcistan’dan, ABD’den, Ermenistan’dan, Azerbaycan’dan ve bir iki ülkeden daha katılımın olduğu, iki günlük dar katılımlı toplantıda, Rus uzaman ve akademisyenler, Abhazya’nın ve Güney Osetya’nın Rus toprağı olduğunu, NATO dahil hiçbir gücün, kendilerini buradan vazgeçiremeyeceğini ısrarla ve altını çizerek vurgulamışlardı. Bu toplantıya ilişkin bir bilgi notunu, Dışişleri Bakanlığı dahil ilgili kurumların yöneticilerine sunmuştum. Ümit ediyorum ki, gereken ilgiyi görmüştür.
Toplantıda Karabağ ile ilgili olarak gündeme getirilen açıklamalar da çok ilginçti. Karabağ’ın “dondurulmuş” bir sorun olmasına rağmen, Ermenilerin işgal ettikleri toprakların yer altı ve yer üstü kaynaklarını sürekli işlediklerini ve bunun “dondurma” ile bağdaşmadığı ifade edilmişti. Rus uzman ve akademisyenlerin Azerbaycan’a müzahir bir tavır sergiledikleri toplantının, Karabağ açısından oldukça anlamlı olduğu düşünülmektedir.
4. Türk Dış Politikasında çok ciddi değişimlerin yaşanmakta olduğuna işaret eden gelişmeler var. İç ve dış politika arasındaki karşılıklı bağımlı ilişki nedeniyle, dış politikadaki değişimlerin, hem iç politikadan gelen muhtemel etkilerinin, hem de iç politika üzerinde olabilecek muhtemel etkileri, üzerinde çalışılmaya değer bir konu olarak gözükmektedir.
Yoğun iş yükü altında bu sayı için ancak bu kadar hususa değinebiliyorum…
28 Ağustos 2008